Erbakan’a İftiralar Hiç Bitmeyecekmi ve Gerçekler

Ya Belgele! Yada Elindeki Kalemini Kır At

01 2009 Perşembe : 17:23
54. Hükümetin Başbakanı Erbakan ile alakalı Gündemde ki en önemli konu hakkında iddialarda bulunan Bugün Yazarı Nuh GÖNÜLTAŞ..

54. Hükümetin Başbakanı Erbakan ile alakalı Gündemde ki en önemli konu hakkında iddialarda bulunan Bugün Yazarı Nuh GÖNÜLTAŞ Konyada sürdürülen İslaril uçaklarının eğitimi anlaşmasının Erbakan tarafından imzalandığını ileri sürdü. Saadet partisinin ve parti tabanından gelen tepkiler üzerine iddiasını değiştiren Gönültaş 1 gün önce çok bilmişcesine ve kesin bir şekilde erbakanın imzaladığını yazan , bugün ise “Hadi imzalamadı, peki iktidara geldiğinde imzalanmış olanları yırtıp attı mı?” sorusunu yönellti

Erbakanın Avukatı tarafından kesin bir şekilde yalanlanan bu iddia hakkında bizimde sayın Nuh Gönültaşa Bir kaç sorumuz olacak:

Siz Her hangi bir konu hakkında yazmayı düşündüğünüzde o konu ile alakalı gerçek kaynaklardan araştırma yapıyormusunuz mesela bu konunun gerçek kaynağı TBMM tutanaklarıdır ki eğer böyle bir antlaşma yapılmışsa kesinlikler kayıt altındadır.
ama görüyoruz ki siz bu konuda gerçek kaynaklardan araştırma yerine google arama motoruna konu başlığını yazmışsınız çıkan sonuçları işinize geldiği gibi alıp sizin gibi eskiden yazan yazarların yazılarını kaynak gösterimişiniz ki bu yazar olarak size hiç yakışmamış.
Ayrıca sizden bir ricamız olacak Eğer böyle bir antlaşma yapılmışsa bunu bize belgelermisiniz, eğer belgeleyemezseniz ki sanırım öyle olacak o zaman o elinizde ki kalemi kırıp atınız .

Nuh Gönültaşın Yazdığı Yazıya Yapılan Okuyucu Yorumları:

Metehan 2009-01-01 16:21:10
Anlasmayi kimler imzalamis?
Cevabi: http://www.tbmm.gov.tr/tutanak/donem20/yil1/bas/b036m.htm

Erbakani savunacal degilim, ne oncuyum ne de baskaciyim, ama 70 den beri Türkiyeye vizyon sahibi iki lider gelmistir: Özal ve Erbakan…
Ötekiler sadece lav ebeligi yapmislardir ve yapmaktadirlar.

Mete

Ismail 2009-01-01 14:52:46
Nuh Gönültaş-BUGÜN/ 14 Şubat 2008 İsrail ve Yahudiler ezberlerimizi bozmalıyız. Bu ne perhiz bune tursu misali. Bu tarihteki yazinizin gayesi Vahsi saldiriyi yapan yandas israilinize yapilan hakli itirazin yonunu, Yasamini ulkesi icin hizmete adamis insana yoneltmekmi. Gunesin nezaman balcikla sivandigi gorulduku sizde goresiniz. Zulmu kim yaparasa yapsin, o ornekler verdiginiz kitap zalimlarden saymiyormu. Zalimleri kinayacak yerde adres saptirmanizida yadirgamadik!!!

ismail nur 2009-01-01 14:40:42
Yazının sonunda da ((Hadi imzalamadı, peki iktidara geldiğinde imzalanmış olanları yırtıp attı mı? Zor bir soru değil. Ama anlamak istemeyen partizanlar taraftarlar ve sempatizanlar hiç değilse bu sorunun cevabını öğrensinler.)) diye sormuşsun. Cevabı biz biliyoruz. Sen koalisyon hükümetlerinin ortak protokolle kurulduğunu ve herkesin kendi programını uygulayamadığını bilmeyecek kadar cahil misin?
Birde muhterem Erbakan hocanın avukatı tarafından yapılan tekzibe değil de neden senin yazına yapılan yorumlara cevap veriyorsun anlayabilmiş değilim.
Biraz insaf, biraz, izan biraz vicdan. Ömrünü bu ülkeye ve bu insanlara hizmete adamış bir insana yapılan iftiralar, bu insanların yüreğini yaralıyor. Veeee sizden de özür bekliyor bu insanlar.vesselam..

ismail nur 2009-01-01 14:29:19
Sn nuh,
[Siyasi liderler muhalefetteyken söyledikleri çok şeyi iktidara geldiklerinde yapmazlar, Muhalefet şanlıdır, atarlar tutarlar.] diye başlamışsın sözlerine,
Özür dilemen gerekirken devam etmişsin çamur atmaya. tutmasada! Fakat genç olmandan kaynaklanabilir bilmediğin bir şey var. Sen muhterem Erbakan hocayı tanımamışsın daha. Neden mi? eğer hocayı tanısaydın yazına yukarıda alıntı yaptığım satırlarla başlamazdın.
Türk siyasi hayatını takip eden (önyargılı olmayan) tüm gazeteciler bilir ki Erbakan hoca siyasete girdiği 1969 yılından bu güne kadar söyleminden ve eyleminden taviz vermeyen tek siyasi liderdir. Siz kabul etseniz de etmeseniz de bu böyledir.
Yine özür dilemen gerekirken kendi çamurunu büyütmek için başkalarının yazdıklarını delil olarak sunmaya çalışmışsın.( Hadi ben yalancıyım, herkesler de mi yalancı? Diyerek ) Ne zamandır başka gazetecilerin yazdıkları delil olarak tanımlanıyor medyada. Sana iletişim fakültesinde öyle mi öğrettiler gazeteciliği?

AKIN CENGİZ 2009-01-01 13:11:16
Erbakan Hocanın mazlumların yanında olduğunu ve zalimlere karşı olduğunu bizim milletimizin yanlış bilgilendirilenleri hariç bütün mazlumlar bilir.Hocanın açıklamaları dikkatle dinlendiğinde tüm mazlumları kurtaracak projelerinin olduğu görülür.Dünyadaki zulümleri işleyen siyonist ve emperyalist merkezlerin en düşman oldukları isim ERBAKANDIR. Erbakan hiçbir zaman onlarla müttefik olmamıştır.

mustafa derbentli 2009-01-01 12:52:48
ben konyalıyım ve konyada yaşıyorum.yazarın dedikleri doğru.ama erbkan hoca ile alakalı yazdıkları belgeli değil söylemlere dayalı.kaynakları net değil yani.belgesi varsa açıklasın biz de bilelim bir de mümkünse tarafımıza mail ile bildirsin zahmet olmazsa.ama belgesi yoksa onun bunun dediği ile yazı yazacaksa bu işi bıraksın sokak karısı ağzı ile konuşmasın.o şunu dedi bu bunu dedi.BELGE.BELGE.BELGE.hodri meydan.

onur yazar 2009-01-01 12:52:20
- 8 Ağustos 1996: Ha’aretz gazetesi “Türkiye’nin yeni başbakanı İslamcı Erbakan’ın tüm askeri sanayi işbirliği anlaşmalarını belirsiz tarihe kadar dondurduğunu” yazdı. Oysa sayın Gönültaş bugünkü yazınızda da sanki dünkü düzeltmeler ve belgeler sizin için hiçbir anlam ifade etmiyormuş gibi başkalarının yazdıkları yazıları delil göstererek hata ve iftiranızda ısrar ediyor, sonra da bunca ağır itham ve iftiraya rağmen kimin imzalamış olduğu da mühim değil diyerek “aczi” ortaya koyuyorsunuz. Ayrıca bu itham ve iftiranıza özür gerekçe delil olarak da başlaklarının başka zmanlarda yazdıkları ve deiklerini öne sürüyorsunuz. Oysa size laf değil belge sunuluyor tarih ve yer veriliyor isim veriliyor ilk ve resmi bir ağızdan hukukçulardan ve resmi gazeteden. Sizce birileri güneş batıdan doğdu dese bu artık güneşin doğduğu gerçeğini değiştirmiş ve güneş batıdan doğar ifadesini masum ve meşrulaştırmış mı olur? İnsaf ve vicdan lütfen…
Yalan ve iftira bir başkası daha bunu yaptı diye doğru ve iyi bir şey asla olamaz! Ve yine bu sebeple iftiranız da masum sayılıp sürdürülemez!

onur yazar 2009-01-01 12:49:51
Sayın Gönültaş,

Bu hassas ve elim hadiselerin maalesef yaşanıp bizleri derinden yaraladığı bir dönemde, son iki gündür yazdıklarınızla, yani bu denli gerçekten uzak ve vicdan sızlatıcı yazılarla bir kez daha üzüldük. Gerçekten Erbakan’ın kim ve nasıl bir insan olduğu ve Siyonizm hakkındaki fikirleri aşikardır. Sizin niyetinizi ise Allah daha iyi bilir. Halid Meşal’in de Erbakan için söyledikleri ortadadır, tarihi gerçekler ve avukatı marifetiyle yapılan açıklama da. Ama ben asıl şuna dikkat çekmek istiyorum: – 28 Haziran 1996: Refah Partisi ve Doğru Yol Partisi koalisyonu ile Refah-Yol hükümeti kuruldu, İsrail Cumhurbaşka¬nı Weizmann Erbakan’ın başbakan olması üzerine yaptığı değerlendirmede: “Türkiye’ye daveti kabul etmemin bir sebebi de bu konuları soruşturmak. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’i çok iyi tanıyorum ve onun, elindeki bütün gücü kullanarak, böyle bir gelişmeyi önleyeceğine inanıyorum. Ordunun da kenarda bekleyeceğini sanmıyorum. “dedi. – 8 Ağustos 1996: Ha’aretz gazete

Seray Uçar 2009-01-01 11:58:49
Arkadaşlar.
Ahmet Hakan’ı da bu şekilde şöhret ettik. Ne olur daha fazla ciddiye almayın. Bunlar şöhret olmak için böyle asılsız polemikler başlatıyorlar. Saygılar…

Cem Nizam 2009-01-01 11:49:22
Bazıları da Ortadoğu ülkelerinde güya “arabulucu” rolüyle fink atıyor. Sayın Gönültaş;görüyorsunuz ki herşeyi her zaman saklamak kolay olmuyor.

lütfi karabulut 2009-01-01 11:46:24
bu yazınızı size hiç yakıştıramadım..necmettin erbakan’ın size gönderdiği tekzip yazısını da okudum..hala inat etmektesin..iftira çok kötü bir şey..bir müslümana hiç yakışmaz.senin alıntı yaptığın yer ne kadar güvenilir ve acaba sizin için ne düşünüyorlar.hiç düşündünüz mü?sevmeyebilirsin bazı insanları am bu size iftira hakkını vermez ve de saygı duymalısın..kaynagını tam ve doğru bilmeden bir haberi yazma!kul hakkı denen bir şey var bunu bilmelisin!ayrıca size saadetli yıllar dilerim…

MERDİ 2009-01-01 08:52:40
Nuh Bey, başkasının yaptığını başkasına yükleme. ALLAH sorar!

yakup 2009-01-01 02:41:13
el edep onu icinmi hocaya abd ki siyonis dernekler onur ödulleri göderiyorlar yok imzalamadiysa yirtsaymis kira sözlesmesi yirtiyorsun onuda yirtamzsin gunü gelmeyince %50 ile iki donemdir hukümet olanlar kac anlasma yirttilar aceba (cekic gucü kim gonderdi´) el edep el edep

ali veli 2009-01-01 00:01:46
54. Hükümet ve Başbakan Erbakan İsrail ile anlaşma sağlamamış aksine 80 yıl sonra ilk kez 20.02.1997 tarihinde Filistine asker gönderme kararını alarak meclise onaylatmıştır.

Haberalemi
EDEM

matepe 01-01-2009, 20:37:57
Refah-Yol hükümetinin bütün engellemelere, karalamalara ve oynanan
oyunlara rağmen başarılı işler yaparak memlekete hizmet ettiğini gören
dış güçler Kartel Medyasını ustaca kullanarak Erbakan’ı ve Refah
Partisini olmadık şeylerle suçlayarak iftiralar atmışlardır. Erbakan
hiç bir zaman İmam Hatipler arka bahçem demediği halde dediğini iddia
edip halka öyle göstermeyi başarmışlardır. Daha sonra mecliste
“İspatlayamayan şerefsizdir.” polemiği yaşanmış fakat yine de bu
isnatlarını hiç bir zaman ispatlayamamışlar, ama iftiralarına da devam
etmişlerdir.

Diğer bir iftira ise Türkiye-İsrail Anlaşmalarının 54. hükümete
yamanmasıdır. Bu konuda bir kısım İslamcı yazarlar bile zehir kovası
taşıyıcılığı yapmıştır. Mesela bunlardan Selam dergisi yazarı Alptekin
Dursunoğlu Stratejik İttifak “Türkiye-İsrail İlişkilerinin Öyküsü”
adlı kitabının 90. sayfasında şöyle diyor: “Türkiye ile İsrail
arasında 1993′den 1996 Ekim’ine kadar sadece 13 anlaşma imzalanmışken
1996 ile 1997 yılının ilk aylarında 20 anlaşmanın imzalanmış olduğu
düşünüldüğünde Erbakan iktidarına tekabül eden bu dönemin bile ne
kadar verimli geçtiği anlaşılabilir”

Ancak, Dursunoğlu aynı kitabının 429-436. sayfalarında Türkiye-İsrail
ilişkilerinin kronolojik bir listesini çıkarmış, fakat bu süreç içinde
Refah-Yol hükümeti ile İsrail arasında yapılmış bir tek anlaşma
gösterememiştir. Bilakis, 8 Ağustos 1996 tarihli İsrail’de yayınlanan
Ha’aretz gazetesinin “Türkiye’nin yeni başbakanı İslamcı Erbakan’ın
tüm askeri sanayi işbirliği anlaşmalarını belirsiz tarihe kadar
dondurduğunu” yazdığını belirtmiştir.

İşte bu kitabın Demirel, Çiller ve Erbakan’ın başbakanlıkları
dönemlerindeki Türkiye-İsrail İlişkilerinin Kronolojisi; sayfa
431-433:

- “1992: Oslo süreci başladı, Türkiye, Filistin’le eş zamanlı olarak
İsrail’le diplomatik ilişki seviyesini yeniden büyükelçilik düzeyine
yükseltti.
- 13 Ekim 1993: Oslo sürecine konu olan anlaşma 13 Ey¬lül 1993′le
Beyaz Saray’da imzalanıp yürürlüğe girdi. Anlaş¬manın ardından
başlayan “İsrail-Filistin barış süreci” ile birlik¬te Türkiye İsrail
ilişkileri de yeni bir boyut kazandı.
- 21 Nisan 1993: Turgut Özal’ın cenaze töreni için Anka¬ra’ya gelen
İsrail Dışişleri Bakanı Şimon Peres, Çiller Hüküme¬ti ile ikili
diyalog kurdu.
- 14 Kasım 1993: Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin, İsrail’i zi¬yaret eden
ilk Türk Dışişleri Bakanı sıfatıyla Peres’le bir dizi anlaşma
İmzaladı.
- 25 Ocak 1994: İsrail Cumhurbaşkanı Ezer Weizmann, Türkiye’yi ziyaret
eden ilk İsrail Cumhurbaşkanı olarak, su sa¬tın alımı, turizm ve
askeri işbirliği konularında görüşmelerde bulunmak üzere Türkiye’ye
geldi.
- 27 Şubat 1994: İsrail Savunma Bakanlığı Müsteşarı Ivni Nehum,
Ankara’yı ziyaret etti. İsrail’in, F-4 ve F-5 uçaklarının
modernizasyonunu yapmak istediği ve iki ülke arasında aske¬ri
işbirliğinin geliştirileceği açıklandı.
- 31 Mart 1994: Güvenlik/Gizlilik Anlaşması imzalandı.
- 10 Nisan 1994: Ankara’ya gelen Dışişleri Bakanı Şimon Perez,
Türkiye’nin Orta Doğu barış sürecinde daha aktif rol al¬ması
gerektiğini belirtti. Ayrıca AGİT benzeri bir kuruluşun Orta Doğu’da
İşlerlik kazanması için çalışacağını açıkladı.
- 12 Nisan 1994: İsrail Dışişleri Bakanı Şimon Perez Tür¬kiye’ye
geldi.
- 3 Kasım 1994′te Tansu Çiller ve beraberindeki 56 kişi¬lik heyet
İsrail’i ziyaret etti.
- 14 Ağustos 1995: Hava Kuvvetleri Komutanlığına ait 54 adet F-4
uçağın modernizasyonunun, İsrail’den sağlanacak devlet kredisi ile
İsrail IAI kuruluşuna yaptırılması için Milli Sa¬vunma Bakanlığı ile
İsrail IAI kuruluşu arasında 600 milyon US Dolar baz fiyatla sözleşme
imzalandı.
- 23 Şubat 1996: Askeri Eğitim ve İşbirliği Anlaşması im¬zalandı.
- 11 Mart 1996: Cumhurbaşkanı Demirel İsrail’e gitti.
- 14 Mart 1996: Dışişleri Bakanı Emre Gönensay ve İsrail Dışişleri
Bakanı Ehud Barak tarafından imzalanan ve iki ül¬ke arasındaki
ilişkileri hızlandıracak Serbest ‘Ticaret Alanı An¬laşması, 1 Ocak
2000 tarihine kadar iki ülke arasında gümrüklerin tamamen
sıfırlanmasını öngörüyor. Anlaşma 24 Ma¬yıs 1998 tarihinde ve 23351
sayılı Resmi Gazete’de yayımla¬narak yürürlüğe girdi.
- 16 Nisan 1996: 8 İsrail pilotu, “eğitim uçuşu yapmak üzere” F-16
uçakları ile birlikte Türkiye’ye geldi.
- 28 Haziran 1996: Refah Partisi ve Doğru Yol Partisi ko¬alisyonu ile
Refah-Yol hükümeti kuruldu, İsrail Cumhurbaşka¬nı Weizmann Erbakan’ın
başbakan olması üzerine yaptığı de¬ğerlendirmede: “Türkiye’ye daveti
kabul etmemin bir sebebi de bu konuları soruşturmak. Cumhurbaşkanı
Süleyman Demi¬rdi çok iyi tanıyorum ve onun, elindeki bütün gücü
kullana¬rak, böyle bir gelişmeyi önleyeceğine inanıyorum. Ordunun da
kenarda bekleyeceğini sanmıyorum. “dedi.
- 13 Haziran 1996: Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Nurettin
Nurkan Weizmann’ın ifadeleriyle ilgili olarak bir açıklama yaptı.
Nurkan bunun, Weizmann’ın şahsi görüşlerini yansıdığını belirterek,
“Şüphesiz Türkiye’nin iç konulan Türkiye’¬nin bileceği bir husustur.
Bunun ötesinde bir yabancı devlet adamının yapmış okluğu açıklama
konusunda herhangi bir yorumda bulunmak istemiyorum “dedi.
- 8 Ağustos 1996: Ha’aretz gazetesi “Türkiye’nin yeni başbakanı
İslamcı Erbakan’ın tüm askeri sanayi işbirliği anlaşmalarını belirsiz
tarihe kadar dondurduğunu” yazdı.
- 27-28 Kasım 1996: İsrail Savunma Bakanlığı Genel Di¬rektörü David
Levy Türkiye’ye geldi. İki ülke arasındaki askeri anlaşmaların devamı
olarak 1997 yılı için bir “eylem planı” kararlaştırıldı.
- 11 Atalık 199ü: İsrail’den gelen bir iş adamı heyeti, Or¬ta Asya
Türk cumhuriyetlerinde ortak iş yapma imkanlarını arıyacaklarını
bildirdi.
- 5 Ocak 1997: Meclis Başkanı Mustafa Kalemli İsrail’e git¬ti.
- 24 Şubat 1997: Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, İsrail’e
gitti. Böylece Türkiye’den İsrail’e ilk defa yük¬sek düzeyli bir
askeri ziyaret gerçekleşmiş oluyordu.
- 28 Şubat 1997: Milli Güvenlik Kurulu aldığı kararlarla meşhur 28
Şubat sürecini başlattı.
- 29 Nisan 1997: Türk Genelkurmayı Milli Askeri Stratejik Konseptinin
(MASK) değiştirildiğini, dış tehdit yerine bölücü¬lük ve irticai
faaliyetler olarak tanımlanan “iç tehdit’in Türki¬ye’nin öncelikli
savunma problemi olduğunu açıkladı.
- 1 Mayıs 1997: Savunma Bakanı Turan Tayan İsrail’e gitti. 6 aylık
aralıklarla yapılan stratejik diyalog forumu süreci başladı.
- 4 Mayıs 1997: Çevik Bir İsrail’e gitti. Stratejik diyalog fo¬rumu
toplantısının ikincisi yapıldı.
- 18 Haziran 1997: Erbakan, Çankaya Köşküne çıkarak Demirel’e İstifa
mektubunu sundu.”

Görüldüğü gibi, herhangi bir kararın alınması söz konusu olmadığı
gibi, Çiller’in başbakanlığı döneminde alınan kararların da
uygulanması durdurulmuştur. Hem de aynı Çille Başbakan yardımcısı
iken. Bunun dışında 28 Şubat süreci içinde İsrail’de gidip gelmeler
olmuş, bir takım toplantılar da yapılmıştır. Ancak gidenler ya
askerlerdi, ya da DYP’li Meclis başkanı ve M. Savunma bakanı idi.
Nitekim bunlarla ilgili kararlar da Mesut Yılmaz hükümeti zamanında
alınmış ve hayata geçirilmiştir.

Yine bizim insanlarımız tarafından bu anlaşmanın 53. hükümet zamanında
hazırlandığı, Erbakan’ın da imzalamak zorunda kaldığı şeklindeki
savunma da eksiktir. Çünkü hazırlık gerçekten 53. hükümet zamanında, 4
HAZİRAN 1996′da hazırlanmıştır. Gizlenen gerçek ise bu anlaşmanın yine
53. hükümet zamanında 16 HAZİRAN 1996′da, yani Erbakan başbakan
olmadan tam 12 gün önce imzalanmıştır. Devlet Planlama Teşkilatının
http://www.dpt.gov.tr/dei/iei/1996.htm adlı internet sitesinden
indirdiğim belgeyi aynen aşağıya kopyalıyorum:

1996 yılında yapılan anlaşmalar.
1996
No Yıl Muhatap Adı
96/8255 1996 İsrail
Konu: İsrail Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti arasında
ticaret,ekonomik, sınai, teknik ve bilimsel işbirliği anlaşmasının
onaylanması hakkında karar.
Ticaret
Tarihi Sayısı 16.06.1996 22668

Aynı internet adresinden 1996 yılında gerçekleştirilmiş bütün Uluslar
arası İkili Anlaşmalar, ayrıca http://www.dpt.gov.tr/dei/iei/1996.htm
adresinden de 1997 yılına ait anlaşmalar görülüp incelenebilir. Ve
kesinlikle şu görülür ki; muhterem Erbakan’ın başbakanlık yaptığı
28,06,1996 – 18,06,1997 tarihleri arasında İsrail’le yapılmış hiçbir
anlaşma yoktur.
Neo-Con’ların ABD’deki en ünlü isimlerinden Daniel Pipes’in “A New
Axis, the National interest” de yazdığı yazıdan ve başka kaynaklardan
toplanan bilgiler ışığında özetleyecek olursak Türkiye-İsrail askeri
işbirliği anlaşmasının kapsamına özetle şunlar girmektedir:

•Türk ve İsrail askeri uçakları, Türk hava sahalarında eğitim
yapabileceklerdir.
•İsrail Türkiye’ye silah satacak ve Türk Fantom savaş jetlerinin
modernizasyonunu yapacaktır.
•İsrail ve Türkiye, ABD deniz kuvvetleriyle birlikte arama ve kurtarma
manevraları yapacaktır.”

Washington Instutine’nin Yahudi uzman danışmanı Alan Makovsky, söz
konusu anlaşma için şu değerlendirmede bulunmuştu:
“Türkiye ile İsrail arasında yakın ilişkilerin kurulması Soğuk Savaş
döneminden sonra Ortadoğu’da yaşanan en önemli stratejik gelişmedir.”

Anlaşma ile ilgili 3 noktanın altını çizelim:
1-Milletvekilleri, Türkiye-İsrail arasında imzalanan ‘Asker Eğitim
İşbirliği Anlaşması’nın tam metnini görmemişlerdir.
2-Anlaşma, ‘Gizli’dir. O kadar gizlidir ki, TBMM Milletvekillerinden
bile gizlenmiştir.
3-Anlaşma, TBMM’de konuşulmamış, onaylanmış ve onaylatılmıştır.

Hem bu gerçekleri daha iyi anlamak, hem de bir karşılaştırma
yapabilmek için, aynı zamanda Türkiye’nin ANASOL-D Hükümeti zamanında
İslam ülkeleri ve İsrail ile ili¬şkilerinin durumuna kısa bir bakış
yaparak fikir edinmek için, Güngör Uras’ın 15.12.1997 tarihli Yeni
Yüzyıl gazetesinde çıkan makalesini okumanın yeterli olacağı
kanaatindeyim:
“Geçen hafta Tahran’da gerçekleşen, ’8. İslam Zirvesi’ne katılan 55
ülke Türkiye’yi hem dışladı, hem fırçaladı. Cengiz Çandar’1n
anlatımıyla Türkiye, Orta Doğu’da lider ülke koltuğundan kaldırılıp,
İsrail’in takipçisi ülke koltuğuna oturtuldu.
İslam Dünyası, Orta Doğu ülkeleri, Araplar, Türkiye’yi durup du¬rurken
dışlamadı. Türkiye İslam Dünyasının gücendirmeyi göze alarak se¬
çimini, İsrail’den yana yapmakla kalmadı, İsrail ile ilişkileri, İslam
Dünya¬sı’nı tahrik edecek abartıda yürütmeyi marifet bildi.
Tahran’da konferans yapılırken, İsrail Savunma Bakanı Yitzak
Moordehay, Ankara ‘yı ziyaret etti. Cumhurbaşkanı’nın Tahran’dan erken
dönmek zorunda kalmasının ardından, Genelkurmay Başkanlığı bugüne
kadar çok kez ertelenen ve yapılıp yapılmayacağı belli olmayan ortak
as¬keri tatbikatının gününü belirledi. ‘Reliand Mermaid’ ismi verilen,
Türk-İsrail ve ABD ortak askeri tatbikatı, 5 Ocak 1998 tarihinde
başlayacak.
Aynı gün, 22 Aralık’ta Ankara’da İsrail ile Türkiye arasındaki ilişki¬
lerde stratejik boyutun tespiti için görüşmelerin başlayacağı
açıklandı. Görülüyor ki Türkiye, İslam Dünyası’nı karşısına aldığını
bilerek, tercihini yapmış ve İsrail’in kucağına düşmüş bulunuyor.
Bunun ardında üç etken var: (1) Silah kaynaklan kuruyan Türkiye,
İsrail/’in ocağına ve kucağına mecburen düştü. (2) İsrail için
Türkiye’nin hem çok iyi bir silah pazarı ve hem de tek başına kaldığı
Orta Doğu’da çevresindeki çemberden dışarı çıkabileceği tek kapı
olması. (3) İsrail’in menfaatlerini Orta Doğu politikasının temeli
olarak gören ABD’nin Türki¬ye’yi İsrail’in kucağına itmesi. ..
Türkiye yarınını bağlıyor.”

Published in: on Ocak 1, 2009 at 9:56 pm  Yorum yapın  

‘İyi Arap, ölü olan Arap’tır’

‘İyi Arap, ölü olan Arap’tır’
İsrailli liderlerin halklarının oyları için Filistinlileri öldürdüklerini söyleyen Atzmon, İsraillilerin ‘katletme’ üzerine eğitildiklerini belirtti.
FacebookDiggDel.icio.usredditMixxStumbleUponGoogleYahooÇarşamba, 31 Aralık 2008 01:31

Küçük Bir Gece Cinayeti: İsrailli Liderler Halklarının Oyları İçin Nasıl Öldürüyorlar

Gilad Atzmon*

Gazze’deki son tahrip edici İsrail saldırısın kavramak için insan derinden İsrail kimliğini, Yahudi olmayan herhangi birine karşı kalıcı nefreti ve özelde de Araplara karşı nefreti anlaması gerekir. Bu nefret İsrail ders müfredatlarında aşılanmıştır, siyasi liderler tarafından tebliğ edilmiştir ve eylemlerinde uygulanmıştır, kültürel şahsiyetlerle hatta sözde “İsrail Solcusu” diye adlandırılanlar içinde bile taşınmıştır.

Ben 1970’lerde İsrail’de büyüdüm. Benim neslimin insanları bu günlerde İsrail ordusunda, siyasetinde, ekonomisinde, üniversitelerinde ve sanatında lider durumdalar. “İyi bir Arap, ölü bir Arap’tır” sözüne inanmak üzere eğitildik. 1980’lerin başlarında IDF’e (İsrail askeri istihbarat birimi) katılmamdan bir kaç hafta önce, o sıralarda Bölüm Şefi olan General Rafael Eitan “Araplar bir şişeye tıkılmış hamam böcekleridir” derdi. Bununla yakasını kurtardı, aynı zamanda Birinci Lübnan savaşında Lübnanlı sivillerden binlercesini katlederek yakasını kurtardı. Kısacası İsrailliler katlederek yakalarını kurtarabiliyor.

Oldukça şanslı bir şekilde ve idrakimin hâlâ çok ötesinde olan nedenlerle belli bir aşamada o ölümcül İbranice rüyadan uyandım. Bir noktada Yahudi devletini bıraktım, Yahudi nefret tacirliğinden kaçtım. Yahudi devletin ve her türlü Yahudi politikasının muhalifi haline geldim. Bununla beraber, neye karşı olduğumuz hakkında dinlemek isteyen her canlıyı bilgilendirmenin başlıca görevim olduğuna ikna oldum.

Yahudileri dönüştürmek ve “onlara kendilerine ait bir Devlet vererek” diğer insanlar gibi yapmak, her ne kadar Siyonizm olsa da sefil bir şekilde başarısız oldu. Bu hafta ve daha önce pek çok kez gördüğümüz gibi İsrail barbarlığı zalimliğin de çok ötesinde bir şey. Öldürme aşkıyla öldürüyorlar. Ve öldürürken ayırım gözetmiyorlar.

Batıdaki pek çok insan Arapları ve özellikle Filistinlileri öldürmenin çok etkin bir İsrail siyasi reçetesi olduğu tahrip edici gerçeğinin farkında değil. İsrailliler aslında akılları karışmış insanlardır. Kendilerini “Shalom arayan” [1][1] ulus olarak görmekte ısrar etseler de şaşırtıcı derecede kanunsuz katledici eylemlerle yöneten politikacılar tarafından yönetilmeyi de seviyorlar. Sharon, Rabin, Begin, Shamir ya da Ben Gurion olsun fark etmez, İsrailliler “demokratik olarak seçilen liderlerinin” insanlığa karşı kesin cinayet kayıtlarıyla desteklenen ve kan damlayan elleriyle savaşçı şahinler olmasını seviyorlar.

İsrail’de seçim öncesi haftalardayız ve öyle görülüyor ki hem Kadima Partisi başbakanlık adayı Dışişleri Bakanı Tzipi Livni hem de Labour (İşçi) Partisi başbakanlık adayı Savunma Bakanı Ehud Barak, Likud partisi başbakanlık adayı kötü şöhretli Şahin Benjamin (Bibi) Netanyahu’nun arkasından izini iyi takip ediyorlar. Livni ve Barak’ın küçük savaşlara ihtiyaçları var. İsraillilere kitle katliamının nasıl başarıldığını bildiklerini ispat etmeleri gerekir.

Hem Livni hem de Barak İsrailli seçmenlerine gerçek bir harap edici katliamı göstermeleri gerekirdi ki İsrailliler liderliklerine güvenebilsinler. Bu onların Netanyahu karşısındaki tek şanslarıydı. Görünen o ki Livni ve Barak Filistinli sivillerin, okulların ve hastanelerin üzerine tonlarca bomba yağdırıyor çünkü bu İsraillilerin tam olarak görmek istediği şey.

Maalesef, İsrailliler merhamet ve lütuf etmekle tanınmazlar. Tam tersi misilleme yapmak ve öç almakla tatmin olurlar. Kendi sınırsız vahşilikleriyle neşelenirler. Eski İsrail Hava Kuvvetleri Baş Kumandanı Dan Halutz’a Gazze’de çok nüfuslu komşularına bomba yağdırmanın nasıl bir duygu olduğu sorulduğunda, cevabı kısa ve kesindi. “Sağ kanatta hafif bir şişlik gibiydi.” Dan Halutz’un soğuk ölümcül tarzı IDF Bölüm Şefliğine terfisini güvenceye almak için oldukça yeterliydi. İsrail ordusunu ikinci Lübnan savaşına götüren General Halutz idi. Lübnan’ın altyapısının çökerten ve Beyrut’un büyük kısmını harap eden bu adamdı.

Öyle görünüyor ki İsrail politikasında Arap kanı oylara dönüşüyor. Livni, Barak ve mevcut IDF Bölüm Şefi Ashkenazi’yi birinci sınıf katil olarak, insanlık cinayetiyle ve Cenevre Sözleşmesinin açık ihlaliyle suçlamak oldukça akla yatkın olacaktır. Ama İsrail’in bir “demokrasi” ülkesi olduğunu dikkate almak daha akla yatkın olacaktır. Livni, Barak ve Ashkenazi İsrail halkına istedikleri şeyi veriyorlar: istedikleri Arap kanı ve mutlaka çok miktarda olmalı. Bu İsrailli politikacılar tarafından yürütülen sürekli tekrar eden cinayet eylemi sadece birkaç politikacı ve generalden ziyade bütün olarak İsrail halkını yansıtmaktadır. Burada kana susamış ve ölümcül meyillerle siyasi olarak teşvik olan barbar bir toplumla uğraşıyoruz. Hata yapılmamalı, bu insanlar için uluslar arasında kalacak bir yer yok.

İsraillilerin neden insanlık ile ilgili herhangi bir kavramdan bu kadar uzak insanlar olduğu önemli bir soru. Bizim aramızdaki yüce gönüllü ve saf hümanistler Shoah’un (Yahudi Katliamının) İsrail ruhunda büyük yara bıraktığını ileri sürebilir. Bu da İsraillilerin yeryüzünün değişik yerlerine dağılmış Diaspora kardeşlerinin desteğiyle o acı hatırayı takıntılı bir şekilde neden canlandırdıklarını açıklayabilir. İsrailliler “bir daha asla” diyorlar ve burada demek istedikleri Auschwitz toplama kampı bir daha asla tekrar etmeyecek. Yani bir nevi Nazilerin işlediği suçlardan dolayı Filistinlileri cezalandırıyorlar. Aramızdaki gerçekçiler bu iddiayı artık yemiyor. İsraillilerin inanılmaz derecede vahşi olabileceklerinin mümkün olduğunu artık kabul etmeye başlıyorlar çünkü gerçekten öyleler. Artık uydurma analitik varsayımların ya da rasyonelliğin çok ötesine gidiyor. “İsrailliler böyle bir millet ve bununla ilgili olarak artık yapabileceğimiz bir şey yok,” diyorlar. Aramızdaki realistler İsraillilerin Yahudi olmanın anlamını öldürmek olarak yorumladığını kabul etmeye başladılar. Ciddi şekilde çoğumuz İbranice katletme sisteminin yerine koyulabilecek alternatif bir insancıl laik Yahudi sistemi olmadığını kabul etmeye başladık. Yahudi devleti, Yahudi ulusal özerkliğinin insanlık dışı bir kavram olduğunu ispatlamak için var.

1967 sonrası İsrail’inde büyüdüm. İsrail mistik zaferinin uyanışıyla yetiştim. Araplara yönelttiği Uzi otomatik tüfeğini ateşleyip, sadece altı günde dört orduya karşı kazanmayı başaran, “arkadan vuran İsrailli” müfreze komandosuna tapmak üzere eğitildik.

“Arkadan vuran” İsraillinin aslında ayrım gözetmeksizin öldürme ustası olduğunu anlamam yirmi yıl kadar uzun sürdü. Barak 1967’lerin kahramanlarından biriydi, usta bir ayrım gözetmeyen katildi. Görünen o ki, İsrail kabinesi 1967’den beri Gazze’deki en büyük hava saldırısı planını yeni onayladı. Livni aşağı yukarı benim yaşlarımda. Haberlerden okuduğumuza göre mesajı özümsemiş. Şimdi ayrım gözetmeyen bir katil olarak gerekli delilleri topluyor. Hem Barak hem de Livni İsrail’i ve Filistin’i katliam kampanyasıyla seçime götürüyorlar. Arap ve Filistinli kanı İsrail politikasının yakıtıdır.

Livni ve Barak’a sadece şunu önerebilirim ki bunu yapmaları oy anketlerinde bir işlerine yaramayacak. Netanyahu hakiki bir şahindir. Katil gibi davranmasına gerek yok ve ben onu ne kadar küçümsesem de, İsrail’i savaşa götürecektir. Belki de caydırma gücünün ne demek olduğunu onlardan daha iyi anlıyordur.

[1][1] “Shalom” kelimesini “barış” ya da “selam” ile karıştırmayın. Barış ve selam uzlaşma ve barışmayı kastederken, shalom Yahudi halkına çevresindekilerin pahasına güvenlik anlamına geliyor.

*Gilad Atzmon caz müzisyeni, besteci, yapımcı ve yazardır.

Bu makale Hale Akman tarafından Timeturk.com için tercüme edilmiştir.

Published in: on Ocak 1, 2009 at 9:37 pm  Yorum yapın  

1948′den beri dinlediğimiz saçmalıklar

1948′den beri dinlediğimiz saçmalıklar
Fisk, İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği katliamdan Hamas’ı sorumlu tutanlara kapak olacak bir yazı kaleme aldı.
FacebookDiggDel.icio.usredditMixxStumbleUponGoogleYahooÇarşamba, 31 Aralık 2008 11:02
Liderler yalan söylüyor, siviller ölüyor ve tarih dersleri görmezlikten geliniyor

Robert Fisk*

Ortadoğu’daki katliama o kadar alıştık ki, İsraillileri kırmayıp, hiç aldırış etmiyoruz. Gazze’deki ölenlerin ne kadarının sivil olduğu net değil ama Bush yönetiminin cevabı -pısırık Gordon Brown tepkisini söylemiyorum- Arapların onlarca yıldır bildikleri bir gerçeği teyit ediyor: düşmanlarıyla mücadele etseler bile batı her zaman İsrail’in tarafını tutacak. Her zamanki gibi kan gölü hepimizin bildiği sadece şiddetten anlayan Arapların hatasının sonucu.

1948 yılından beri bu saçmalığı İsraillilerden duyuyoruz.- tıpkı Siyonist “ ölüm vagonu” devrilecek ve tüm Kudüs “bağımsızlaştırılacak” şeklindeki Arap milliyetçileri ve İslamcı Araplar’ın kendi yalanlarını dolaştırıp durduğu gibi. Ve her zaman Baba Bush, Clinton, Oğul Bush, Blair ve Brown, ve sanki Filistin ve İsrail’in her iki tarafın da F-18’leri, Merkava tankları ve ağır kara topları varmış gibi, her iki tarafa da “kısıtlama” çağrılarında bulunmuşlardır. Sekiz yıl içinde Hamas’ın ev yapımı roketleri sadece 20 İsrailliyi öldürürken, bir gün boyunca devam eden bir İsrail saldırısında ortalama 300’den fazla Filistinli öldürülmüştür.

Kan dökmenin kendi rutini vardır. Evet, Hamas İsrail’in öfkesini kabartmıştır ama aynı şekilde İsrail de Hamas’ın öfkesini kabartmıştır, ki Hamas’i İsrail tahrik etmiştir, İsrail’i Hamas. Ki … Neyi anlatmak istediğimi anlıyor musunuz? Hamas, İsrail’e roket atıyor, İsrail Hamas’ı bombalıyor, Hamas daha çok roket atıyor, İsrail tekrar ve tekrar vuruyor …Anladınız mı? Ve biz –dürüstçe- İsrail’in güvenliğini istiyoruz ama İsrail’in bu toplu ve tamamen orantısız katliamına göz yumuyoruz. Bir zamanlar Madeleine Albright, sanki Filistin tankları Tel Aviv sokaklarında dolaşıyormuşçasına İsrail’in “ kuşatma altında” olduğunu söylemişti.

Dün gece itibariyle kur oranı ölen bir İsrailli için 296 Filistinliydi. 2006 senesine gittiğimizde bu oran bir İsrailli için on Lübnanlıydı. Bu kur oranı, 1973 Ortadoğu savaşından sonra, tek bir gün için en yüksek enflasyonlu orandı. 1967’deki Altı Gün Savaşı? 1956 Suez Savaşı? 1948 Kurtuluş / Nakba Savaşı? İsrail savunma Bakanı Ehud Barak’ın bu hafta sonu Fox TV’de gayri ihtiyari kabul ettiği pis ve korkunç bir oyun. Barak, “Bizim amacımız tamamen oyunun kurallarını değiştirmek” dedi.

Kesinlikle. Sadece oyunun “kuralları” değişmez. Bu, Arap-İsrail borsasında daha ileri bir düşüştür, Wall Street’deki hisselerin birden bire düşmesinden daha da korkunç birşey, Amerika’da pek ilgi olmamasına rağmen- hatırlayalım- F-18 leri ve Hellfire füzelerini yaptılar ki İsrail’in bunları serbestçe kullanımını Bush yönetimi onaylamıştı.

Bu hafta sonu ölenlerin büyük bir bölümü Hamas üyeleri gibi görünüyor ama bu neyi çözer ki? Hamas şöyle mi diyecek “ Vay, bu saldırı korkunçtu, en iyisi biz İsrail devletini tanıyalım, Filistin yönetimiyle mutabakata varalım, silahlarımızı bırakalım ve hapse atılıp, sınırsız bir süre kitli kalmak için dua edelim ve Orta Doğu’da yeni bir Amerikan barış sürecine destek olalım!” İsrailliler, Amerikalılar ve Gordon Brown’ın Hamas’ın yapacağına inandıkları şey bu mu?

Evet, Hamas’ın kinizmini hatırlayalım, tüm silahlı İslamcı grupların kinizmlerini. Onların Müslüman şehitlerine olan ihtiyaçları, İsrail’in bunları yaratma ihtiyacı kadar önemli. İsrail’in vermeyi düşündüğü ders- ya diz çök ya da seni ezeriz- Hamas’ın aldığı ders değil.

Hamas’ın Filistinlilerin gördüğü baskıyı vurgulamak için şiddete ihtiyacı var – ve bunu sağlayacağı yönünde İsrail’e güveniyor. İsrail içine atılacak birkaç roket İsrail’i zor durumda bırakacaktır.

Şu anki mevcut cismaniyetiyle Gazze’de hiç bulunmamış Ortadoğu barış elçisi Tony Blair’den sızlanma yok. Şaşırtıcı birşey yok.

Alışıldık İsrail çizgisini duyuyoruz. İsrail ordusunun eski “ araştırma ve değerlendirme birimi” komutanı General Yaakov Amidror, “dünyada hiçbir ülkenin, ciddi tedbirler almadan kendi ülke vatandaşlarının roket saldırılarına hedef olmasına izin vermeyeceğini” duyurdu.

Tabii ki böyledir. Ama IRA Kuzey İrlanda sınırından havan saldırılarda bulunduğunda, Protestanlara ve polis karakollarına saldırmak için gerillaları Cumhuriyetin içine girerken, İngiltere Kraliyet Hava Kuvvetlerini İrlanda Cumhuriyetine mi salıverdi? Kraliyet Hava Kuvvetleri, İrlandalılara bir ders vermek için kiliseleri, tankerleri ve polis karakollarını bombalayıp 300 sivil mi öldürdü? Hayır öyle yapmadı. Çünkü dünya bunu bir cani hareket olarak görecekti. Kendimizi IRA’nın seviyesine düşürmek istemedik.

Evet, İsrail güvenliği hak ediyor. Ama tüm bu kan banyosu bu güvenliği getirmeyecek. 1948’den beri hava saldırıları İsrail’i korumadı. 1975 yılından beri İsrail Lübnan’ı binlerce kez bombaladı ve kimse “ terörü” yok edemedi. Peki geçen gece ki reaksiyon neydi? İsrailliler kara saldırısı tehditinde bulundu. Hamas başka bir cephe için beklemede. Bizim batılı politikacılar kendi ödlek deliklerine sinmişler. Ve doğuda bir yerde – bir mağarada? bir bodrumda? bir dağ kıyısında? – sarıklı meşhur bir adam gülümsüyor.

*The Independent gazetesinin ünlü Ortadoğu muhabiri

Bu makale M. Hasan UNCULAR tarafından TIMETURK için tercüme edilmiştir.

Published in: on Ocak 1, 2009 at 9:33 pm  Yorum yapın  

Türkiye’nin yeni ‘Lokman Hekimi’…

Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Türkiye’nin yeni ‘Lokman Hekimi’…
30 yıl bitkileri araştırdı ve geçtiğimiz yıl bitkilerden bir ilaç buldu. Bulduğu ilaç nedeniyle devlet onu koruma altına aldı. İşte o müthiş ilaç ve ayrıntılar…
Pazar, 23 Kasım 2008 11:46
30 yıl bitkileri araştırdı ve geçtiğimiz yıl bitkilerden bir ilaç buldu. Bulduğu kan kaybından ölümleri engelleyen ilaç nedeniyle devlet onu koruma altına aldı.

Hüseyin Cahit Fırat, üniversitede iktisat okuyup iş dünyasına atılan bir işadamıydı… Bir otomobil firmasının Türkiye mümessili olarak yıllarca çalıştı, sonrasında hayatını 30 senedir araştırdığı bitkiler değiştirdi. Yıllarca üzerinde çalıştığı bitkilerden geçen yıl sonuç aldı ve bir ilaç buldu. Sağlık Bakanlığı’ndan izin alınarak, bu ilacın tampon şeklinde mendili, sıvısı ve diş tedavisi için iğne ampulü gibi versiyonları üretildi. Hepsinin ortak özelliği kanamayı durdurmasıydı.

İlaç geçen yıl piyasaya çıktı, cerrahlar bu ilacı hastanelerde kullanmaya başladı. Örneğin; İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sezai Yılmaz, Turgut Özal Tıp Merkezi’nde yaptığı karaciğer nakillerinde kanamayı durduran bu ilacı kullandığını belirterek ‘Son derece olumlu etkisini gördüm. Etkisi yüksekti. Şimdi bu ilaçla ilgili karşılaştırmalı olarak bir bilimsel çalışma yapmayı düşünüyorum’ diyor.

İlaç piyasaya çıktı ama Fırat’ın çalışmaları sona ermedi… ‘Acaba kansere çare bulabilir miyiz?’ diye doktorlarla bilimsel çalışmalarını sürdürüyor. Hatta kongrelerde bu çalışmaları bilim insanlarına sunuyor. Prof. Dr. Osman İlhan, geçtiğimiz aylarda yapılan bir hemotoloji kongresinde Fırat’ın şirketinin kanserle ilgili yaptıkları çalışmaları sunduklarını belirterek şunları söylüyor: ‘Hazırlanan formülün laboratuvarda tüp camda kanser hücresi üzerindeki etkisi büyüktü. Bunlar çok olumlu gelişmeler ama bu etkinin kesin olduğunu kanıtlamak lazım. O nedenle önce hayvan, sonra insan üzerinde uygulanması için Sağlık Bakanlığı Etik Kurulu’ndan izin alınması gerekiyor.’

Fırat’ın şirketinin bir başka çalışması ise hastane enfeksiyonuyla ilgili. Bu konuda Prof. Dr. Metin Yerebakan ile çalışılıyor. Yerebakan, patojenlerin bulaştığı yerlerde, koruyucu nitelikli özel boya geliştirme çalışmalarının sürdüğünü söylüyor.

TIP FAKÜLTESİNDE OKUMADI

İşte Malatyalı, 56 yaşındaki işadamı Hüseyin Cahit Fırat’ın üzerinde çalıştığı konular bunlar… Son derece mütevazı ama hastalıklara çare arama konusunda cesur. Asıl bombasını önümüzdeki Temmuz ayında yapacağı basın toplantısında patlatacağını söylüyor ama ser veriyor sır vermiyor. Bir süre önce gırtlak kanserini yenen Fırat, tehlikelerden korunmak için altı devlet korumasıyla dolaşıyor.

Onu yakından tanımak ve çalışmalarını öğrenmek üzere kapısını çaldık… İşte anlattıkları…

- Nasıl bir çocukluktu?

- Çok iyi bir çocukluk geçirdim ama sonrası o kadar iyi olmadı sanırım. Amcamın Türkiye’deki 1950’de ilk uçak kazasında ölmesi, babamın İstanbul’a kahredip Malatya’ya gitmesi… Sonrasında iyi bir eğitim aldım. Beş kardeştik. İstanbul Üniversitesi İktisat Bölümü’nü bitirdim. İyi ki tıp fakültesini seçmemişim çünkü bugün yaptıklarım olmazdı.

- Neden olmazdı?

- Hocaların yazdıkları dışına çıkamıyorsunuz. Ben onun dışına çıkarak bir şey yaptım. Ayrıca tıpla ilgim yoktu.

- Bu ilacı nasıl buldunuz?

- Benim bir hocam vardı, adı Ahmet Düvenci. Uzun yıllar Belçika’da yaşamıştı. Kokular üzerine çalışıyordu. Ben 30 yıldır bu işle uğraşıyorum, o ömrünün çoğunu bu işe harcamıştı. Onunla birlikte çalıştım, onun formülüyle kendi formülümü karıştırdım. Onun formülünde bazı şifreler vardı onlar çözülmemişti. Benim formülüm onun şifrelerini çözdü.

- Neden bitkiler üzerinde çalışıyordunuz?

- Dedemin bitkilerle uğraşıları vardı. Belki de ondan ilgim. Bu bitkiler oluştuktan sonra öyle bir farklı işleme giriyor ki işte o noktada dünya allak bullak oluyor. Yapılış tarzında her şey değişiyor. O yüzden diyorum bulana patentini vereceğim. Buna kocakarı ilacı diyen var, değil. Sonuçta tüm ilaçların kökeninde bitki vardır ama bu onun dışına çıkıyor.

- Peki kanamayı kesen bu ilaç ne zaman doğdu?

- Beş yıl önce kontağı çevirdim. Sağlık Bakanlığı’ndan ruhsat aldık, ambalajı yaptık, bir yıl önce piyasaya çıkardık. İlacı Türkiye’de üretiyoruz, Ankara ve İstanbul’da fabrikalarımız var.

- Tek başınızdaydınız, zorlandınız mı?

- Tabii ki zorlandım. Önceleri kimse inanmıyordu, rüya gördüğümü düşünüyordu. Yakın çevrem her zaman destekledi. Evde parmağı kanayan bu ilaçla kanamayı durduruyordu.

- İlaç araştırmaları pahalı bir iştir ve uzun yıllar gerektirir.

- 30 yıl süren araştırmamda ne kadar para harcadığımı hatırlamıyorum. Halen de çalışmalarımız sürüyor. İlacın etkisini görmek için, yurtdışından bir virüs satın alıyorsunuz, fiyatı 5 bin dolar. Sonuçta bu şirketin ortakları var.

- Hep şöyle bir tartışma var. Aslında kanserin çaresinin bulunduğu ama o sektördeki parayı kaybetmemek için ilaç firmalarının buna engel olduğu söylenir.

- İlaç firmaları çare olan bir şeyi yapmıyorlar iddiasına katılmıyorum. İlaç bulmak çok zor bir iş, pek çok bilimsel kuruldan, araştırmadan geçmesi gerekiyor. Kansere çare bulmak kolay değil. Kanser çok iddialı bir konu. Kanserle ilgili çalışmalarımız sürüyor. Bunları şu an açıklayamam çünkü tam netleşmedi ama çok umut verici gelişmeler elde ettik. Öte yandan. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı ile ilgili de çalışmalar sürüyor.

 - İlaç, yurtdışında satılıyor mu?

- CE belgesi için çalışmalar tamamlandı. Birçok ülkenin sağlık bakanlıklarına başvuruda bulunduk, yanıt bekliyoruz.

- İlk başladığınız yıllarla şimdi arasında ne fark görüyorsunuz?

- Çok mutluyum. Daha az insan kan kaybından ölecek. Daha az çocuk annesiz babasız kalacak. Kan anonsları azalacak.

- Formülü getirene patenti vereceğinizi söylüyorsunuz. Size bir şey olursa formül ne olacak?

- Bu şirketin ortakları var ve formül onlarda da var. İki çocuğum bu şirkette benimle çalışıyor.

***

Kanserle ilgili çalışmaları da tıp kongrelerinde büyük heyecan yaratan Fırat, gırtlak kanserini yendiğini gururla anlatırken asıl buluşunu temmuz ayında açıklayacağını söylüyor

- Bu ilacın hammaddesi güzellik sektöründe işe yarıyor mu?

- Bir krem üzerinde çalışıyoruz. Sağlık Bakanlığı’ndan ruhsatını da aldım, çevremdeki tüm kadınlar bu kremi kullanıyor.

- Nasıl bir krem?

- Hücreleri yenileyen bir krem. Londra’daki Pahsa adlı kliniğe gönderdim, önce bakmadılar. Para istediler araştırma için. ‘1 lira vermem, bakıyorlarsa baksınlar’ dedim. Sonra araştırmayı para almadan yaptılar. 26 gün kullandılar ve yüzde 62 düzelme oldu. Hemen üretelim dediler.

Anti aging etkisi var…

Anti aging’in kralı (gülüyor).

- Kremi siz kullanıyor musunuz?

- Ben kullanmıyorum, iki yıl sonra başlayacağım (gülüyor). Eşim kullanıyor, yaşını söylediğinde kimse inanmıyor. Bu krem aynı zamanda doğum izini, selüliti de azaltıyor.

- Ne zaman piyasaya çıkacak?

- Krem çok uğraşı isteyen bir iş. Türk malı deyince halen bir önyargı var. Fransızlar satın almak istiyor. Ne yapacağıma karar veremedim.

- Başka ilaçlar üzerinde çalışıyor musunuz?

- 35 ayrı dalda çalışma yapılıyor. Örneğin hastane enfeksiyonu. Osman Yağmurdereli, eski bakanlardan Veysel Atasoy hastane enfeksiyonundan hayatını kaybetti. En son Ankara’da ölen bebekler. Onları görünce çalışmaları hızlandırdım. Hastane enfeksiyonu tüm dünyada öldürüyor. Biz bir solüsyon üreterek, bunu boya içine katarak bu sorunu çözmeyi hedefliyoruz.

- Nasıl olacak o?

- Halen üzerinde çalışıyoruz. Avrupa’dan 8 bin euro’ya ölmeyen bir virüs getirdik. O virüs üzerinde de çalıştık. O virüsü bile yok etti. Bu solüsyonu duvar boyası içine katıp da hastane odalarının duvarı iki yılda bir boyandığında sorun ortadan kalkacak. Halen çalışmalarımız sürüyor. Üç-dört ayda deneyler tamamlanır. Her şey yolunda giderse, piyasaya çıkaracağız.

- Kaçıralabilirim de öldürülebilirim de

- Hüseyin Cahit Fırat ile röportaja gittiğimizde kendimizi adeta film setinde hissediyoruz. Kapıda bizi korumalar karşılıyor, Fırat’ın yanına gitmek için pek çok kapıdan geçiyoruz. Merak ediyoruz ve soruyoruz…

- Bu kadar çalışma sonucu tehdit alıyor musunuz?

- Hayır almıyorum.

- Ama korumalarınız var…

- Altı korumam var, devlet koruması. Güvenlikte çalışanlar, her ihtimale karşı talep etmişler.

- İhtimal dediğiniz nedir?

- Kaçırılabilirim, öldürülebilirim… Sonuçta yaptığım iş birilerini rahatsız edebilir. Ürettiklerinizle bir diğerinin yaptığını atıl hale getiriyorsanız kimse sizi sevmez.

- Sizin hastalığınız ne zaman ortaya çıktı?

- Her gün doktorlarla birlikteydim. Şarkılar söyleyen, ut çalan insandık. Çok da güzel sesim vardı. Altı yıl önce bir gün sesimde bir sorun oldu ve doktorlar ameliyat dediler. Üç yıl boyunca evdeydim, konuşamadım. Sadece hastaneye kontrole gidiyordum.

- Nasıl anlaşıyordunuz insanlarla?

- Yazarak ve telefonda mesaj çekerek. Şimdi mesaj çekmekten nefret ediyorum.

- Peki iyileştiniz mi?

- Hastalığımın eseri kalmadı. Ama konuşma durumu ne zaman düzelir bilmiyorum.

- Geçtiğimiz günlerde yeni bir buluş açıklayacağınızı söylediniz, nedir o?

 - Şimdi açıklayamam, halen çalışıyoruz. 100’ün üzerinde bilim insanının hizmet verdiği bir kurum oluşturduk. Kocakarı ilacı olayı hafifletiyor. Bunu böyle değerlendirmek yerine, benim kadar sahiplenmeleri gerekiyor. Bu artık Türkiye Cumhuriyeti’ne mal olmuş bir şey. Daha dikkatli kelimeler seçilmesi gerekiyor. Son dört beş yılın en önemli tıp buluşu, Nobel’e aday olmalı gibi laflar ediliyor. Türkiye’de pek çok üniversitede bu ilaçla ilgili araştırmalar yapılıyor. Birinde yanıkla ilgili, diğerinde kırışıklıkları gidermek için, dişle ilgili çalışmalar yapılıyor. Yani bu ilacın kan durdurma etkisinin dışında başka etkileri de araştırılıyor.

- Nobel ödülü alır diye görüyor musunuz?

- Az bile kalır, çağın olayı. Çok büyük etki yaratacak.

- Nasıl yani?

- Temmuz ayında yeni buluşumuzu açıklayacağız, dünya iki kere sallanacak, yedi şiddetinde deprem olacak.

Published in: on Kasım 23, 2008 at 10:00 pm  Yorum yapın  
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.