Aydın Doğan kurtarıldı. Kim tarafından mı?

 

Ana Sayfaya Dön

 

Aydın Doğan kurtarıldı. Kim tarafından mı?

5 Kasım 2008 Çarşamba : 11:40

Taha Kıvanç ‘sizi yanlış yönlendirmişim, özür dilerim’ dedi. Sebep: Kıvanç’ın iddiasının aksine Doğan’ın kurtarılıyor oluşu. Hem de kim tarafından…

 
 

Önce TV5′in karasal yayın hakkı CNNTurk’e verilerek önemli bir sorun aşılmış oldu, ardından da Doğan grubuna yönelik Meclis’ten büyük bir kıyak tasarı geçeceği ileri sürüldü. Daha önce ‘Doğan’ı bitirecekler’ diyen Taha Kıvanç bu gelişmeler üzerine şunları söyledi: iki gayretli milletvekilinin değişiklik önerisine ve tasarıyı bugün yasalaştıracak TBMM’nin jestine ‘ödül’ derim işte…

Taha Kıvanç’ın yazısı…

Ödül ödül üstüne
Ülkemizin en büyük medya patronu Alman Dergi Yayıncıları Birliği tarafından ‘Altın Victoria’ ödülüne lâyık bulunmuş; “Türk-Alman dostluğuna katkılarından dolayı”… 17 Kasım’da Berlin’de düzenlenecek ve yaklaşık bin Alman öndegeleninin katılacağı toplantıda, Aydın Doğan’a ödülü Alman İçişleri Bakanı Wolfgang Schaeble tarafından takdim edilecek…

Başka kim olacaktı? Elbette içişleri bakanı böyle bir ödülü takdim eder…

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) kendisine daha büyük bir ödül vermeye hazırlandığını duyuyorum. Hem de öyle 15 gün bekletmeden, bugün… İki Ak Parti milletvekili, “Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Kanun Tasarısı” komisyonda görüşülürken metne iki cümle ekleyerek devlete vergi borcu olanlara küçücük cezalarla bundan kurtulma yolunu açtı. Bir hesaba göre, borcu 800 trilyonu bulan şirketler, 20 trilyon TL ödeyip yola devam edeceklermiş…

Ben önünde ‘altın’ sıfatı bulunan uyduruk heykelciğe değil, iki gayretli milletvekilinin değişiklik önerisine ve tasarıyı bugün yasalaştıracak TBMM’nin jestine ‘ödül’ derim işte…

Bu işten anlayanların verdiği bilgi şu: “AK Parti’li vekiller, Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığına verdikleri dilekçede, görüşülmekte olan kanun tasarısının 3. maddesinin beşinci fıkrasındaki ‘Ancak, diğer nedenlerle bu kanun yürürlüğe girdiği tarihten sonra başlayan’ ibaresinin; ‘Ancak, diğer nedenlerle bu kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla devam eden veya bu tarihten sonra başlayan’ şeklinde değiştirilmesi istediler. 8. fıkrada yer alan ‘Birinci fıkra uyarınca bildirildiği veya beyan edildiği halde’ ibaresine de, ’1/10/2008 tarihi itibarıyla yurt dışında bulunduğu kanaat verici belge ile tevsik edilmeyen ve’ ibaresinin eklenmesi teklif edildi.”

Komisyonda değişiklik teklifi veren milletvekillerinden biriyle görüşen arkadaşlarımız, teklifin böylesine bir ‘kıyak’ ile ilgili olduğundan haberi bulunmadığını tespit etti. Doğruluğuyla tanındığı için ismini şimdilik vermek istemediğim bu milletvekili, “Öyle şey olur mu hiç?” demiş arkadaşlarımıza…

Hükümet, Ak Parti, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan veya Başbakan Tayyip Erdoğan öyle münasip görmüşse, elbette olur… Daha önce az mı oldu?

8 Mayıs 2007 tarihli “Onlar ermiş muradına” başlıklı Kulis’te bir küçük gazete haberinden yola çıkarak, ülkemizin en büyük medya patronunun sahip olduğu Petrol Ofisi’nin devlete 1.2 milyar YTL vergi borcunun silinmek üzere olduğunu kayda geçirmiştim. Orada doğrudan Maliye Bakanlığı bu borç silme işlemini üstlenmişti ve ‘doğruluğu ile tanınan’ üst düzey bir bürokratın adı geçiyordu haberde…

Kulis’te olayı adım adım takip ettiğim için sonucu biliyorsunuz: 1.2 milyar YTL’lik borç hayli kırpıldı. Maliye bürokrasisi sayesinde Aydın Bey hem büyük bir borç yükünden kurtuldu, hem de Avusturyalı ortaklarına hesap verme zorunda kalmaktan…

Bilmediğiniz bir başka sonucu da yazayım bari: Bakanlık içerisinde herkes, bütün tanıdıkları, vergi silme operasyonuna adı karışan üst düzey bürokratın milletvekili olmasını bekliyordu; milletvekili olamadığı gibi, görev yerini erken terk etmek zorunda da kaldı. Şimdi o bir emekli memur…

Meclis genel kurulunda bugün görüşülecek yasa tasarısının kimlere ne gibi yükümlülükler getirdiğini, kimler için kıyak sağlayacağını ben bilemem. Bilenler iddialı konuşup yazabiliyorlar, ama ben her zamanki çekingenliğimle bu işi milletvekillerinin sağduyusuna bırakmaktan yanayım.

Geçen yılın mayıs ayında gerçekleşen vergi silme operasyonu bir bürokratın sonu oldu; umarım bu defa benzer bir durum söz konusu olmaz…

Öyle bir durumda benim burada okurlarımdan alenen özür dilemem gerekecek…

Bir Ak Parti milletvekili oğlunu evlendirirken iki önemli kişi şahitti: Partisi lideri Başbakan Tayyip Erdoğan ile hemşehrisi Aydın Doğan… Ertesi gün bazı gazetelerde yayımlanan fotoğrafa bakıp ne anlama geldiğini yorumlamıştım.

Meclis’in 800 trilyonluk vergi borcunu 20 trilyona kapatma fırsatı veren yeni yasası, yorumumu yanlış çıkartacağı için, okurlarımdan özür dilememi gerektirecek…

Yasa tasarısına komisyonda değişiklik cümlelerini yerleştiren milletvekili, “Bana talimat başbakandan gelmedi” demiş arkadaşlarımıza. Ak Parti böylesine önemli bir konuda milletvekillerini kendi hallerine bırakacak kadar parti içi demokrasiye sahip çıkılan bir parti demek ki…

Alman yayıncılar isabetli bir tercihte bulunmuş ve ülkemizin en büyük medya patronuna ‘altın ödül’ vermeyi kararlaştırmış… TBMM de ülkemizin her alanına yaptığı katkılar sebebiyle vergi borcunu bütünüyle affetse, ne olur sanki?

Yeni Şafak

 
Published in: on Kasım 9, 2008 at 9:35 pm  Yorum yapın  

AKP’nin Büyük Hataları

AKP’nin Büyük Hataları Yazdır Arkadaşına gönder
Medya Makale
Cuma, 11 Nisan 2008
mehmet_evket_eygi.jpg  

 

SİYASET alanında genellikle zalimler kadar mazlumların da suçları olur

SİYASET alanında genellikle zalimler kadar mazlumların da suçları olur. 27 Mayıs 1960 darbesiyle tepetaklak edilen Demokrat Parti’yi düşünelim. Evet, o zâlim darbenin mazlumuydu ama kendisinin de on senelik iktidarı esnasında çok zulümleri olmuştu. Demokrat Parti’nin/Adnan Menderes’in başlıca hatâları, zulümleri nelerdi?

1. İleride kendisinin başını yiyecek olan antidemokratik zulüm kanunlarını, meselâ Ceza Kanununun şu meşhur giyotini 163’üncü maddeyi elinde imkan varken kaldırmamıştı.

2. Dönme Ahmed Emin Yalman’ın Malatya’da vurulmasını bahane ederek, yurt genelinde Müslümanlara karşı bir terör fırtınası estirmiş; Necip Fazıl ve Cevat Rıfat başta olmak üzere nice suçsuz Müslüman yazarı hapislerde süründürtmüştü.

3. Milliyetçiler derneğini kapattırmış, hepsi inançlı Müslüman olan temiz gençlik yığınını teşkilatsız bırakmıştı.

4. Mason üstadı Ahmet Salih Korur’u Başbakanlık müsteşarı mevkiine oturtarak ülke idaresinin dizginlerini onun eline vermişti.

5. Meşhur Celal Ökten Hoca, İngilizce Arapça tedrisat yapacak bir kolej açmak istemiş, ona izin vermemişti.

6. Bediüzzaman’ı ve Nurculuk hareketini bir yandan korur gibi görünmüş, öbür taraftan ağır bir baskı altında tutmuştu.

7. Müslüman halk kitlesini bir oy deposu olarak görmüş, onlara karşı popülist bir siyaset takip ederek hoş görünmeye çalışmış, lakin teşkilatlanmalarına, güçlenmelerine izin vermemişti.

8. Merhum Tevfik İleri’nin Maarifte (Millî Eğitim) başlattığı olumlu ve hayırlı çalışmaları durdurtmuştu.

9. Menderes kabinelerinde her zaman birkaç Sabataycı bakan bulunmuştur.

10. Dinî hizmet ve faaliyetleri, 1960’ların son yıllarında radyolardan avaz avaz mevlit okutma seviyesine indirmiş, Müslümanların bilgi, kültür, aksiyon, sanat konusunda gelişmelerine, güçlenmelerine, vasıflı olmalarına yönelik hareketlere ve çalışmalara izin vermemişti.

Tarih tekerrürden ibarettir diyorlar. Bir bakıma çok doğrudur. Bugünkü iktidar partisi, eski Demokrat Parti’nin başına gelenlerden hiç ibret almamışa benziyor.

Son hadiselerde AKP en az yüzde 51 kabahatli ve sorumludur.

Seçimlerde yüzde 47 oy alınca birileri zafer sarhoşluğu içinde kendilerini bekleyen tehlikeleri görememiştir.

Böyle yüksek bir oyla iktidar olur olmaz ilk yapılacak iş tedbir almaktı. Ne gibi tedbirler alınabilirdi?

A. En kısa zamanda tek adaylı dar bölge sistemine geçilir ve halkın çok güçlü, çok vasıflı, çok etkili vekilleri bir dahaki seçimde Meclis’e göndermesinin yolunu açabilirdi. Bunu yapmamıştır. Sebebi: Oportünizm…

B. Ülkenin en vasıflı, en muktedir, en ehliyetli, en tok sözlü, en eğilip bükülmez, en geniş ufuklu, en ileri görüşlü aydınlarının danışman olarak seçilmesi ve onların uyarılarına, raporlarına uyulması gerekirdi.

C. Kokuşmanın samimî olarak mutlaka önlenmesi gerekirdi. İhalelere fesat karıştırılmayacak… Devlet ve Belediye bütçeleri hortumlanmayacak… Nepotizm kapıları kapatılacak yani akraba, yakın dost, hemşehri, asker arkadaşı vs tayinleri yapılmayacak, işlerin başına mutlaka ehil ve layık adamlar getirilecek.

Ç. Bir iktidar için en büyük tehlike yağcılardan, yalakalardan, dalkavuklardan, kemik kapmak isteyen köpeklerden gelir. Bunların kesinlikle yaklaştırılmaması gerekirdi.

İnancı olan vatandaşlar için yazıyorum: Şu husus hiç unutulmamalıdır: Yüce Allah bazen bir zalimi başka bir zalim ile cezalandırır.

İslâm dininin ve ahlâkının birtakım temel değerleri, ilkeleri ve hükümleri vardır. En önemlilerini sayayım: (a) Emanetlerin ehline verilmesi, nâ-ehil olanlara verilmemesi. (b) Kesinlikle ribadan uzak durulması. (c) Doğrudan doğruya ve dolaylı olarak haram yenilmemesi. (ç) İyiliğin desteklenmesi, kötülüğün kösteklenmesi. (d) Riyaset ve iktidar ihtiraslarından kaçınılması. (e) İsraf ve tebzir (savurganlık) yapılmaması, lüks ve gösteriş tuzağına düşülmemesi. (f) Her hâl ü kârda doğruluktan, dürüstlükten, istikametten şaşılmaması. Bunlara uymayanlar zâlim olurlar.

Türkiye nereye gitmektedir?

Bugünkü buhranın temelleri 1600’lü yıllara kadar uzanır. Daha o zamanlar, merhum Sokollu Mehmed Paşa’nın şehid edilmesinden sonra devletin temellerinde ve ana duvarlarında çatlaklıklar olmaya başlamıştı.

Tanzimat fermanı zaten bozulmuş olan Osmanlı düzenini iyice bozdu.

Jön Türklerin, İttihadçıların, Sabataycıların gerçekleştirdiği 1908 İkinci Meşrutiyet hareketi bütün kötülüklerin üzerine tüy dikti.

Yakın tarihimizde büyük cinayetler işlendi.

Türkiye’yi ayakta tutan, Türkiye’nin güç kaynağını oluşturan İslâm’a cephe alındı.

İslâm uleması ve hükeması (bilgeleri) şu temel kuralı koymuşlardır: Âdil bir küfür devleti ayakta durur, zâlim bir İslâm devleti yıkılmaya mahkumdur.

Bundan beş yıl kadar önce, Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent Arınç beyefendiyi ziyarete gitmiştim. Kendisini takdir eder, severim. Hesabı kitabı, malı mülkü temiz bir politikacıdır. Yüce İslâm dinini hiçbir zaman dünyaya, şahsî emellerine ve nüfuzuna alet etmemiştir. Hediye olarak ona orijinal bir hat levhası götürmüştüm. Üzerinde “HİÇ” yazılıydı. Müşarünileyh bana sormuştu: Bu ne mânaya geliyor? Şu mealde bir cevap vermiştim: Bu dünya, onun makam, mevki ve reislikleri, ünler, şanlar, şerefler, mallar mülkler hep birer hiçtir, bugün vardır, yarın yoktur…

Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler

1. Can güvenliğimiz tehlikededir.

2. Mal güvenliğimiz tehlikededir. Mal denilince sadece menkul veya gayr-i menkul (taşınır veya taşınmaz) mallar anlaşılmasın. Para da bir maldır. Bir kriz sonucunda Türkiye’nin iktisadı, finansı, ticareti, sanayii tepetaklak olacaktır.

3. Hürriyetlerimiz tehlikededir. Düşünce hürriyeti, inanç hürriyeti, tenkit hürriyeti, farklı düşünme hürriyeti ve öteki hürriyetler.

4. Temel insan hakları tehlikededir.

5. Küçük bir azınlık, ant-i demokratik metotlarla ülkeye, devlete, millete el koymaya hazırlanmaktadır.

6. Ellerine fırsat geçerse yapmayacakları zulüm ve haksızlık yoktur.

7. Resmî ideolojiye inanmayan ve bağlanmayanlara hayatı zindan edeceklerdir.

8. Türkiye’yi 70 yıl öncesine götürmek isteyeceklerdir.

9. Âdil mahkemeler tarafından âdil kanunlarla âdil bir şekilde muhakeme edilerek suçlu olduğu kesinlikle anlaşılmış kimseler dışında herkese suçsuz olarak bakılacaktır prensibi rafa kaldırılacak ve dindar/muhafazakâr halka ve muhaliflere potansiyel suçlu muamelesi yapılacaktır.

10. Dünyanın bütün medenî ülkelerinin üniversitelerinde serbest olan başörtüsüne yeni radikal yasaklamalar getirilecektir. Camiler, ezanlar, ibadet hürriyeti bile tehlikeye girecektir,

11. Türkiye bir tür Küba, Kuzey Kore, Enver Hoca’nın eski Arnavutluk’u haline getirilecektir.

12. Milyonlarca vatandaş korku, endişe içinde yaşayacaktır,

13. Yakın tarihimizin tartışılması büsbütün imkansız hale gelecek, herkes resmî tarihi din gibi benimsemeye zorlanacaktır.

14. Ülke büyük bir hapishaneye ve tımarhaneye döndürülecektir,

15. Büyük sayıda gazeteci, din adamı, düşünür, sofu hapse atılacaktır.

Daha yazmak istemiyorum. Herkes bu ihtimalleri düşünsün. Halkın oylarını alan birileri uzun yılları gaflet, rehavet, zafer sarhoşluğu, ihmal ile ziyan etmiştir. Alınması gereken tedbirler alınmamıştır. Önemli işlerin, (şayet imkanlar müsaitse) “an bile kaybedilmeden” yapılmaları gerekirdi. Nice önemli ve hayatî konuda iplere un serilerek nur topu günlerin kanına girilmiştir.

Bakalım bundan sonra neler olacak?..

DİKKAT. Tahrikler/provokasyonlar yapılabilir. Bu tuzaklara düşülmemelidir. En ufak fitne ve fesattan kaçınılmalıdır. Hakaretten, şiddetten, kanunsuzluktan uzak durulmalıdır. Yasal sınırların dışına çıkılmamalıdır. İç barışı ve toplumsal uzlaşmayı zedeleyebilecek hareketlerden, davranışlardan bucak bucak kaçılmalıdır. Vatandaşlık vazifeleri hassasiyetle yerine getirilmelidir. Sabır, teenni ve itidal ile hareket edilmelidir. Bulanık sularda balık avlayıp voli vurmak isteyen maceraperestlere, arivistlere, anarşistlere ve din sömürücülerine fırsat ve imkân verilmemelidir. Cenab-ı Hak devletimizi, vatanımızı, halkımızı ve ordumuzu korusun.

(Birilerine: “Olmaz olmaz” diyordunuz. Pekala olabiliyormuş. Meğerse siz ne kadar kısa görüşlü imişsiniz!..)

Milligazete 

Published in: on Nisan 13, 2008 at 5:33 pm  Yorum yapın  

Nihat Genç(Boyundan Posundan Utansın)

Published in: on Nisan 13, 2008 at 5:17 pm  Yorum yapın  

Evlatlarımızı Şehit Eden Silahlar ABD’nin

Evlatlarımızı Şehit Eden Silahlar ABD’nin
03/08/2007

Tunceli’de 3 askerimizi şehit eden ve 7 askerimizi yaralayan teröristlerin üzerinden Amerikan M-16’ları çıktı.

PKK ile girilen çatışmanın ardından bölgede yapılan geniş çaplı operasyonda 5 terörist öldürülmüştü. Teröristlerle birlikte çok sayıda 5 Kalaşnikof tüfek ele geçirildi. Sabah çatışma bölgesinde yapılan aramada ise bir teröristin cesedi başında 2 adet M-16 otomatik tüfek bulundu. Bu tüfekler ABD üretimi…

Bulunan ABD silahları öldürülen teröristin üst düzey sorumlu olabileceği ihtimalini ortaya koydu. Teröristin kimliğini belirleme çalışmaları sürüyor.

Önceki gün ABD, Irak’ta 190 bin silahımızı kayıp diye açıklama yapmıştı. Türkiye de geçen haftalarda PKK’nın elinde çok sayıda ABD silahı olduğunu duyurmuştu. Askerin yaptığı açıklamada bir teröristin, ABD’nin kendilerine 2 zırhlı araç dolusu silah getirdiği itirafı hatırlatılmıştı.

Published in: on Ağustos 4, 2007 at 6:30 am  Yorum yapın  

İsrail’in Bu Oyunu Ankara’yı Karıştırır

İsrail’in Bu Oyunu Ankara’yı Karıştırır!
04/08/2007

Bu yeni veya bilinmeyen bir öykü değil. Kerkük petrolünün Musul ve Ürdün üzerinden İsrail-Hayfa’ya akıtılması “fikrini” herkes biliyor. Esasen bu uzun yıllar önce hayata da geçirilmiş bir boru hattı öyküsü.

Zaman zaman gündeme gelen ama hep atıl kalan bu proje, ABD ve İsrail tarafından şimdi yeniden ısıtılıyor. Isıtılıyor ısıtılmasına ama alev alacağından korkulmuyor!

Niyet: Biraz petrol mü Türkiye’nin damarı mı?

İsrail basınına göre-ki güvenilir kaynaklara sahip “Haaretz Gazetesi” başta geliyor-geçtiğimiz hafta içinde üst düzey bir Pentagon yetkilisi, İsrail Dışişleri Bakanlığı’ndaki muhatabına bir telgraf çekerek, Kerkük’ten hareketlenerek İsrail’e ulaşacak boru hatının mümkün olup olmadığını sordu.

İsrail bu yaklaşıma o denli sıcak baktı ki(!), iş üst düzey bürokratlardan devletin zirvesine fırladı. İsrail Başbakanı Ehud Olmert, “teklifi Irak’taki desteklerine karşılık bir ikramiye olarak gördüğünü, ABD’den resmi teklif beklediğini” söyledi.

Peki bu petrol boru hattı ne? Kerkük-Musul-Ürdün-Hayfa petrol boru hattı Ortadoğu’da bir efsane. Efsane olmasının nedeni projenin güzergahından olduğu kadar “tarihi”nden de kaynaklanıyor.

Irak petrolünün yüzde 40’ının çıkarıldığı, 1948 yılından önce de kullanımdaydı. Yani İsrail’in kuruluş yılından hemen önce de faaliyetteydi. Zamanın şartlarına göre iyi sayılabilecek boru hattı, günümüz teknolojisi ve enerji ekonomisi açısından aslında pek bir şey ifade etmiyordu.

Ekonomik getirisi var mı?

İsrail’in kuruluşu sırasında kullanılamaz hale gelen hattın çapı sadece 20 cm’di. Bugün Kerkük-Hayfa ile ilgili bir çok metin, sanki bu hat hâla var veya onarılması gerekiyor bakışı taşıyor.

Ama gerçek bu değil. Bu hat ancak kağıt üzerinde mevcut. İsrail’deki parçasının tam durumu bilinmemekle birlikte, asal hat olan Irak ve Ürdün’den geçen bölümü yıllar içinde sökülmüş.

İsrail’deki bölümü ise duruyor olsa bile baştan yenilenmesi gerekiyor. Dahası yenilenmesi de bir işe yaramayabilir. Çünkü bu çaptaki hattın getireceği petrol zaman/para fizibilitesi taşımıyor.

Zaten ABD’nin İsrail’den bu hattın maliyetinin hesaplanmasını istemesi de bu nedenle. İsrail Ulusal Altyapı Bakanlığı’na göre çapı bir metrelik boruyla döşenecek böyle bir hat, kilometre başına 400 bin dolara malolacak. Ve tabii diğer ülkelerle birlikte hayli zaman alacak.

Bu işin bir yönü. Proje gerçekleşse bile bu hattan akacak petrol ne kadar olacak ve örneğin Türkiye’nin Kerkük-Yumurtalık hattına rakip olabilecek mi? Burada da tartışma yok.

Yumurtalık hattı Hayfa’ya göre belki 10 kat daha fazla petrol taşıyor ve Hayfa’nın hayata geçirilmesi durumunda bile önemi azalmayacak. Fakat zaten mesele bu değil.

Şantaj!..

ABD ve İsrail’in bu projeyi yeniden gündeme getirmesinin sebebini enerji ekonomisine bağlamak oldukça “safiyane” olur. “Zamanlama” ve konu düşünüldüğünde Kerkük-Musul-Hayfa boru hattı projesinin gündeme getirilmesi açık biçimde Türkiye’ye Kuzey Irak konusunda baskı oluşturma niyeti taşıyor.

Yüzeysel bakışlara göre Türkiye, Kerkük-Yumurtalık boru hattından önemli gelir elde ediyor ve Kerkük-Hayfa hattının gerçekleşmesi halinde bu durum Ankara’yı zora sokacak.

Bu doğru ama “zor” kısmı yanlış. Ankara böylesi bir durumdan elbette rahatsızlık duyacak. Özellikle enerji merkezi haline dönüştürmeye uğraştığı bölgenin rekabetle karşılaşması can sıkıcı bir durum.

Ancak diplomatik açıdan pozisyonunu yenilemesine gerek yok. Çünkü bunu daha önce yaptı ve bu hattın “Türkiye-İsrail ilişkisini ciddi biçimde zedeleyeceğini” İsrail başkentine bildirdi.

Ürdün ve Irak ne diyor?

İş ABD ve İsrail kararıyla da bitmiyor. Irak ve Ürdün’de önemli. Teorik olarak bu tür projelerin hepsi mümkün ama işin pratiği öyle değil. Bu hattın önemli bölümünün geçeceği Irak’ta güvenliğin nasıl sağlanacağı çok ciddi bir mesele.

Korunması çok zor ve hele Irak’ın bugünkü halinde hattın “problemli” yörelerden geçeceği de unutulmamalı. Bağdat’ın bakışına gelince. Güvenilip güvenilmeyeceği ayrı bir konu olmakla beraber, Kerkük-Hayfa petrol boru hattının yeniden açılmayacağı Irak Petrol Bakan Vekili Tamer Hadban tarafından 2003 yılında “resmen” deklare edilmiş durumda.

Bu o kadar net bir açıklama ki, Bakan Hadban konuyu “söylenti” olarak tanımlamış. Yine Hadban, Türkiye’nin Ceyhan ve Basra Körfezi’ndeki Mina El-Bekir limanlarıyla, Suudi Arabistan’dan Kızıldeniz’e bağlanan üç boru hattının Irak için yeterli olduğunu belirtmiş.

Türkiye elbette bu sözlere göre hareket edecek değil ama bu sözlerin yutulması da güç. Ürdün’de de durum çok farklı değil.

Bu plan Ürdün’ün iznine de bağlı. Ürdün bir geçis ücreti alacak ama bu paraya deyip deymeyeceğini etkileyecek başka faktörler var. Örneğin Arap ülkelerinin endişeleri. Petrolün Ürdün üzerinden İsrail’e akması izni çin Ürdünlüleri ikna etmek kolay değil

Ama şu da unutulmamalı. Ürdün, Türkiye ile olduğu kadar ABD ve İsrail’le de son derece yakın ve bağlayıcı kritik ilişkilere sahip bir ülke.

Petrolle Türkmen temizliği!

Şimdi daha incelikli noktalara gelebiliriz. Kerkük- Hayfa arasında yeniden inşa edilmesi düşünülen hattın aslında bir durağı daha var. Telafer! Telafar hemen anımsanacağı gibi son günlerde çok ciddi terör öylemlerine sahne olan büyük bir Türkmen şehri.

Hatta kısa bir süre önce patlayan bir bomba sonucu yaralananlar Türkiye’nin gönderdiği uçakla taşınmıştı. İşte Telafer bu hattın geçeceği noktalardan biri.

Bölgedeki Türkmenler kentin Türkmen karakterini değiştirmek isteyen Amerikalıların, petrol boru hattını inşa edebilmek için kendilerini göçe zorladıklarını ileri sürüyorlar.

Yoksa başladı mı?

Peki bu proje gerçekten mümkün mü? Siyasi, diplomatik ve ekonomik açından bir çok handikapı bulunan bu projenin hayat bulması imkanı var mı? Zor görünmekle birlikte kritik bir duyumu, “sürprizi” yansıtmakta fayda var.

Bu hattın yapımı başlamış olabilir! Bu sadece bir iddia. Kuşkusuz Türk istihbarat birimlerinin elinde detaylı bilgi vardır. Fakat bölgeye ziyarete giden bir çok kişi, Kürt kaynakları, bu hat ile ilgili reel çalışmaların başladığını iddia ediyor.

Bunun makul gerekçeleri de var. Örneğin olası bir Kürt devletinin devamlılığı sağlayacak petrol ihracının “tek kaleme” bırakılmamasının yollarından biri de bu hat. Bu hat Türkiye’ye ihtiyacı ortadan kaldırmayacak belki ama azaltacağı da muhakkak.

Sonuç olarak bu “açılımın” hem mümkün hem de zor olduğunu söyleyen çok sayıda argüman bulunuyor. Zaten “koz” olarak açılmasının nedeni de bu. Peki Türkiye bu kozdan korkup, Kuzey Irak meselesinde çekinik davranır mı?

Biraz zor! Çünkü bu blöfü görmekten kaçınması halinde ortaya çıkacak tablo, blöfü görüp restleşmesi ihtimalinde ortaya çıkacaklardan daha vahim!

iyibilgi.com

Published in: on Ağustos 4, 2007 at 6:27 am  Yorum yapın  

Cemaati bölme girişimleri ( Mehmet Talü )

Cemaati bölme girişimleri

Mehmet Talü

21.07.2007

“Gayeye ulaşabilmek için her şey mübah” mantığı ile hareket edildiği için, maalesef siyasi faaliyetler, bölünmelere, kızgınlıklara hatta dargınlıklara sebep olmaktadır. Maalesef bazı siyasi liderler de hal, tavır ve konuşmalarıyla buna ön ayak olmaktadır.

“İsmailağa” memleketimizin, milletimizin maddi ve bilhassa manevi kalkınmasına çok büyük hizmeti olan bir cemaattir. ALLAH Teâlâ başta “Mahmut Ustaosmanoğlu (K.S.) efendi hazretleri” olmak üzere emeği, hizmet geçen herkesten razı olsun. Amin.

“İsmailağa” bir cemaat olması sebebiyle, dini yaşantısı az veya çok, siyasi düşünceleri farklı kişiler her zaman bulunmuştur. “Mahmut Ustaosmanoğlu (K.S.) efendi hazretleri”nin yaşantısı ve sevgisi bu insanları, medeni bir şekilde bir araya getirmiştir.

Her seçimde cemaat oy kullanmıştır. “Mahmut Ustaosmanoğlu (K.S.) efendi hazretleri” de kullanmıştır. Hangi partiye kullandığı bilindiği halde, hiçbir zaman “Bu seçimde şu parti desteklenecek” şeklinde bir açıklama veya faaliyet yapılmamıştır. Çünkü cemaat, siyasi bir teşkilat değil; mevcut yasalar içerinde kurulmuş vakıf ve dernekleriyle sadece milli ve manevi çalışmalar yapan, kendiliğinden oluşmuş bir faaliyettir.

Bu bakımdan son günlerde, iki güzide hocasını şehit vermiş olan bu nezih cemaati bölmeye, karşı karşıya getirmeye yönelik haberler bir kısım basında yer almaktadır.

Mesela: Basında yer aldığı gibi, “Mahmut Ustaosmanoğlu (K.S.) efendi hazretleri”nin istiharecisi Veli Hoca efendi, yakın zamanlarda bir istiharesinin olmadığını kendisini arayanlara ifade etmiştir. İsteyen arayabilir, sorabilir.

Yine dün (20.7.2007) basında yer alan: “İsmailağa cemaatinin önde gelen isimlerinden Zekeriya Yücedal’ın telefonunu gizlice kendi telefonuna yönlendiren Saadet Partili bir kişinin arayanlara, “Cemaat olarak Saadet Partisi’ni destekliyoruz” dediği ortaya çıktı.” Haberlerin de büyük bir komplo olduğunu düşünüyorum. Çünkü hiç bir Saadet Partili, oy için böyle bir yola başvurmaz. Çünkü her bir Saadet Partili: Hakkı üstün tutar, maneviyatçıdır ve nefsini terbiye eder.

Elhamdülillah İsmailağa cemaatine mensup bir hoca olarak diyorum ki: Basında yer alan: “cemaatin önde gelen isimleri bu seçimlerde AKP’nin desteklenmesine karar verdiler. Cemaat bu yönde karar aldı” şeklindeki haberler tamamen gerçek dışıdır. Böyle bir karar yok, olamaz da. Çünkü “Mahmut Ustaosmanoğlu (K.S.) efendi hazretleri”, ALLAH O’nu başımızdan eksik etmesin, amin; böyle bir karardan rahatsız olur. Hiçbir kimse de O’nu incitmek istemez. Bilhassa AKP’nin desteklenmesine dair adı geçen hocaefendilerimiz yaptığım görüşmelerde, böyle bir kararın olmadığını açık bir şekilde ifade ettiler. Bu bakımdan basında yer alan bu haberler, cemaate mensup bazı kişilerin, kendi kişisel görüşleridir.

Oy vermek büyük bir sorumluluktur

Muhterem okuyucu!

22 Temmuz 2004 Pazar günü yapılacak olan bu Milletvekili seçimlerin memleketimize ve milletimize hayırlara vesile olması için Cenâb-ı Hakk’a dua ve niyaz ediyoruz.

Fakat sadece dua etmek yeterli değildir. Önce üzerimize düşeni yapmamız gerekir. İman ehli, takva sahibi ve işin ehli, erbabı olan kimselerin işbaşına gelmesi için gayret etmemiz lazımdır. “22 Temmuz’da oy kullanacaksınız, sadece milletvekillerini değil, aynı zamanda Türkiye’nin geleceğine de yön vereceksiniz.” Önümüzdeki seçimlerde, oylarınızla Türkiye’nin düze çıkmasına yardımcı olabilirsiniz.

Cenâb-ı Hak, şöyle buyuruyor:

“Muhakkak ki ALLAH Teâlâ, size emanetleri ehil ve erbabına vermenizi emreder”1

Unutmayalım! Bir oy belki hayra kullanıldığı zaman çok hayırların olmasına vesile olurken, şerre kullanıldığı zaman da hesabı çok ağır olur. İyi düşününüz. Parti düşünceniz ne olursa olsun, milleti, memleketi teslim edeceğiniz insanları lütfen iyi seçiniz. Tekrar ediyorum. Emaneti ehline veriniz.

Gerçek şu ki: Ehli olmayan kaptan gemisini, ehil olmayan şoför arabasını, ehil olmayan pilot uçağını mahvettiği gibi kendisini ve içindekileri de yok eder. Devlet idaresini, amme velayetini bile bile ehliyetsiz ellere teslim edenler, bütün memleketi batırmak veya onu asırlar boyu geri bırakmak bahtsızlığı ve günahı altında ezilip giderler.

Çünkü dost-düşman herkes takdir etmiştir ki; en başarılı hizmetleri Türkiye’de Millî Görüşçü hükümetler yapmıştır.

Milli Görüş’ün üç önemli özelliği ve temel ilkesi vardır. Bu temel ilkeler Hakkı üstün tutmak, maneviyatçı olmak ve nefsi terbiye etmek.

Millî Görüş: Ne zulmeden, ne zulme boyun eğen, özgür ve hak sahibi olarak doğanların özgür ve hak sahipleri olarak yaşadıkları, kan ve gözyaşının akmadığı barış, huzur ve refah içinde, halkın gözü önünde, halkla beraber yönetilen, şahıs ve ailelerin, zümre ve sınıfların kayrılmadığı, yalansız, dolansız, talansız, rüşvetin kökünden kazındığı, haksız vergi ve fonların olmadığı, zamsız, enflasyonsuz, faizsiz, parası sağlam, yatırım ve üretimi engellenmeyen ve pahalılaştırılmayan, işsizliği önlenmiş, çalışanları ezilmeyen, borç ve faiz batağından kurtarılmış kendi gücüyle kalkınan tam bağımsız, savunma sanayii modernleştirilmiş ve dışa bağımlılıktan kurtarılmış, şehirlerin ve beldelerin yerinden yönetildiği, kadına saygınlık kazandıran ve aileyi yücelten, çocukların sevgi ve kitapla büyüdüğü ve gençlerimizin geleceğe güvenle baktığı, özürlülerini, yoksullarını ve kimsesizlerini gözeten, havası, suyu, toprağı temiz, sağlık sorunu çözülmüş, konut sorunu çözülmüş, trafik sorunu çözülmüş, şehir ve belde sokakları çöplerden arındırılmış, yaşanabilir bir Türkiye’yi va’d etmektedir. Gelin buna destek olalım. Çünkü ALLAH Teâlâ şöyle buyuruyor:

“İyilik etmek ve takva yani ALLAH’ın yasaklarından sakınma üzerinde birbirinizle yardımlaşın. Günah işlemek ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. ALLAH’tan korkun; çünkü hiç şüphe yok ki ALLAH’ın cezası çok çetindir, şiddetlidir.”2

Muhterem okuyucu!

“(Kıyamet) gününde bütün insanları (dünyada iken peşlerinden gittikleri, destekledikleri) önder ve liderleriyle birlikte çağıracağız… 3 Ayet-i kerimesini dikkatlice oku… Hem de birkaç kerre… Sonra da iyice bir düşün… Yarın ALLAH Teâlâ’nın huzuruna kimin ardında çıkmak istiyorsun? İyi bil ki, verdiğin oyla kimi desteklemiş isen onunla beraber olacaksın…

Son yapılan milletvekili seçimlerindeki oy oranına veya bugünlerde yapılan anketlere bakarak sakın ümitsiz olmayalım. Oyum zayi olur diye korkmayalım. Çünkü hakikat güneşi, bütün balçıkla sıvamalara rağmen görünmeye başlamıştır.

Unutmayalım ki, Hak yol üzerinde yürüyen bir tek adam olsa, altı milyar insan da onun karşısında yer alsa bizim yerimiz haklının yanında yer almaktır. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

“Eğer yeryüzünde bulunanların çoğuna uyacak, itaat edecek olursan; seni ALLAH’ın yolundan saptırırlar. Çünkü onlar sadece zanna uyarlar, ve yalandan başka söz de söylemezler.”4

Eğer çoğunluk hakkın, doğrunun yanında ise mesele yok. Ama Amerika’da erkeğin erkekle, kadının kadınla evlenebilmesi yasal hale gelmiş. Çünkü oylamada çoğunluğu almış. Bizim, çoğunluğa uymak mantığıyla yanlışın yanında olmamız mümkün değildir.

Bu dünya imtihanında, temel ölçü şu olmalıdır: Her zaman Hak üzere ve Hakk’a taraftar olmak… Galibiyet, çokluk, zenginlik, mevki, makam aslâ mühim değildir.

Nice Peygamber gelmiş, ona mahdut sayıda insanlar tabi olmuş, sözüne kulak vermiş. Peki o Peygamberler vazifesini yapmamış mı? Onlar vazifesini yapmışlardır. Nice İslâm âlimi gelmiş, hayatları boyunca çileler çekmiş. Ömürlerini zindanlarda, mutlak tecrit altında geçirmişler; hatta içlerinde işkence altında veya darağacında can verenler olmuş. Peki onlar vazifelerini yapmamışlar mı? Yapmışlar ve Cenab-ı Hakk’ın huzuruna yüz akıyla gitmişler.

Hakk’ın, hakikatın ölçüsü galip gelmek, muzaffer olmak değil; Hakk’ın yolunda olmak, Hakk yolda yürümektir. Bu hususta Celaleddin Harzemşah’ın güzel bir sözü var. Kendisine, “Sen muvaffak, muzaffer olacaksın!” diyen yakınlarına şu cevabı vermiştir.

“Benim vazifem, galip olmak, muzaffer olmak değil; ALLAH yolunda cihad etmektir. Muvaffak edip etmemek ALLAH’ın işidir. Ben ALLAH’ın işine karışmam…”

İşte güzel bir ölçü.

Hakk yolda mısın; sözünle, özünle, davranışlarınla, metotlarınla Hakk üzere misin; Hakk’tan zerre miktar ayrılmamaya kararlı mısın; o vakit zerre miktar endişe etme, yüreğin ferah olsun, başın dik yürü ve aslâ endişelenme!.. Çünkü gelecekten asla ümit kesilmez. Zulüm ebedi olamaz. Kötülük mutlaka hüsrana uğrayacak, adalet ve iyilik galebe çalacaktır.

Müslümanlar!..

Gözlerinizi açınız… Uyarılara kulak veriniz… Futbol kulübü tutar yahut bir derneğe destek verir gibi parti tutma. Ahlak, fazilet ve bilgelik değerlerini ayaklar altına alanları desteklersen, ileride çok pişman olacaksın, “Ah ellerim kırılsaydı da keşke onlara oy vermemiş olsaydım…” diyeceksin, Lakin iş işten geçmiş olacak.

Müslüman!

Dinin temel kurallarını çiğneyenleri destekleme. Haram yiyenleri destekleme. Emanetlere hıyanet edenleri destekleme. Kara, haram, necis, kirli servet sahiplerini destekleme, bütçe hortumlayanları destekleme, ribacıları destekleme, Siyonistlerin ve Evangelistlerin müttefiklerini destekleme, arivistleri destekleme.

Doğruları destekle, ihlas sahiplerini destekle, mal ve servet konusunda temiz olanları destekle, ehil ve layık olanları destekle, yalan söylemeyenleri, halkı aldatmayanları destekle, Kur’an ve Peygamber ahlakıyla ahlaklı olanları destekle.

Oyumuzu Milli görüşe verelim, tevekkül edelim. Yapılan seçimler memleketimize, milletimize hayırlara vesile olsun. Amin.

Published in: on Temmuz 28, 2007 at 9:31 pm  Yorum yapın  

Prof. Dr. Necmettin Erbakan – Flash TV – 2. Bölüm(2004)

Published in: on Temmuz 20, 2007 at 7:38 pm  Yorum yapın  

Prof. Dr. Necmettin Erbakan – Flash TV – 1. Bölüm(2004)

Published in: on Temmuz 20, 2007 at 7:37 pm  Yorum yapın  

Prof. Dr. Necmettin Erbakan – Flash TV – 2. Bölüm

Published in: on Temmuz 20, 2007 at 7:35 pm  Yorum yapın  

Prof. Dr. Necmettin Erbakan – Flash TV – 1. Bölüm

Published in: on Temmuz 20, 2007 at 7:33 pm  Yorum yapın  
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.