Muharrem Coşkun(M.Kemalin Cumhur Başkanlığına Seçilişi)

M.Kemal, kendini diktatör gibi seçtirmişti

Bugün, R.Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olabilmesi için toplumsal mutabakat aramasını ve Meclis’in çoğunluğu ile seçilse dahi o koltukta kalamayacağını iddia eden ‘yurttaş’lara hatırlatma babından yazıyorum:

BUYRUN, YAKIN TARİHE KISA BİR YOLCULUK YAPALIM!

Birinci Dünya Savaşından sonra Osmanlı Devleti’nin parçalanması milli mücadeleyi de kaçınılmaz kıldı.. Savaş sonrası kurulacak yeni devletin yönetim şekli olarak ise cumhuriyet fikrinin öne çıkması, hilafetin yaşatılması ve dini söylemler kullanılarak zafer kazanan ilk Meclis’te şaşkınlığa yol açmıştı..

Özellikle kurulacak Cumhuriyet şeklinin netlik kazanmaması kafaları daha da karıştırıyordu..

Lozan görüşmeleri ise İsmet İnönü ve Mustafa Kemal’e karşı yoğun eleştirilere neden oluyordu. Özellikle Lazistan Mebusu Ali Şükrü Bey’in yaptığı eleştiriler gerilimi artırmış M.Kemal’le Ali Şükrü’nün birbirlerine silah çektiği bile olmuştu..

Sonunda, Trabzon milletvekili Ali Şükrü Bey evinde boğdurularak öldürülmüş, diğer Lazistan Milletvekili Ziya Hurşit, Ali Şükrü’nün siyasi bir cinayete kurban gitmiş olabileceğini söylemişti. Ali Şükrü’yü öldüren kişi ise Mustafa Kemal’in korumalığını yapan Topal Osman’dan başkası değildi. Ardından Topal Osman’ın karargahı da top ateşine tutularak Topal Osman da öldürülmüştü. Ziya Hurşit, Topal Osman’ın öldürülmesini, izlerin ortadan kaldırılması olarak yorumlamış ve Ali Şükrü’nün ölümünden Mustafa Kemal’i sorumlu tutmuştu.

Özellikle Lozan görüşmeleriyle tıkanan Meclis’te görüşmeleri yapan Dışişleri Bakanı İsmet İnönü gensoruyla düşürülünce Mustafa Kemal, Lozan’da taviz verildiğini düşünen ve cumhuriyete karşı çıkan kesimin olmadığı bir Meclis için düğmeye bastı..

Hızla CHP kuruldu ve örgütlendi..

Tek başına hazırladığı listenin oluşturduğu vekil adayları tek parti olan CHP listesinden seçildi.. Tahmin edileceği gibi Halk Partisi her yerde seçimi kazandı! Ve ikinci Meclis göreve başladı.. Halk Fırkası’nın seçim bildirgesi 6. Maddesinde “Ordu mensuplarının refahlarını sağlamak esastır” deniliyordu.

Kısacası M. Kemal önce Meclis’i seçti, sonra kendisini cumhurbaşkanı seçtirecekti, ancak yine de Cumhuriyet ve kendi Cumhurbaşkanlığı üzerinde tam bir mutabakat sağlayamamıştı. Yeni yönetim şeklinde ise partiler yerine parti olacaktı. Bu da Mustafa Kemal’in partisi CHP’ydi. Bu gelişme üzerine silah arkadaşları Mustafa Kemal’den uzaklaşarak Rauf Bey’in önderliğinde toplandılar. Atatürk’ün etrafında sadece İsmet İnönü ve Fevzi Paşa kalmıştı. Asker milletvekillerinin sayısı birinci Meclis’e göre artırılmış yüzde 20′ye çıkmıştı. Tüm ordu ve kolordu komutanları milletvekili seçilmişti. Buna rağmen yine de Mustafa Kemal’e muhalif yok değildi ve özgür bir oylamada milletvekillerine cumhuriyeti kabul ettirmek mümkün görünmüyordu.

Fevzi Paşa Meclis’te ordunun son askerine kadar Mustafa Kemal’in yanında olduğunu söyledi. Bunun üzerine Atatürk, hükümeti istifa ettirdi. Ortalık yeniden karıştı. Meclis yeni hükümeti kuramıyordu. İşte bu sırada Atatürk “böyle gitmemeli, yarın cumhuriyet ilan edeceğiz” dedi. Milletvekillerinin hükümeti kursun diye çağırdıkları Atatürk, rejimi değiştirmeye karar vermişti..

29 ekim 1923′te cumhuriyet ilan edildi. Oylamaya Meclis’in yüzde 52.7′si katılmadı. Arkasından cumhurbaşkanlığı seçimine gidildi. Tek aday Mustafa Kemal’di. 334 Milletvekilinin 158′i oylamaya katıldı, geri kalan 176 üye ise ne cumhuriyet’in oylamasına ne de cumhurbaşkanı seçimine katılmamıştı. Bu durumda Atatürk hem Meclis başkanı, hem cumhurbaşkanı, hem Halk Partisi’nin başkanıydı. Dahası başkomutandı. Cumhurbaşkanı olduğu için hükümet’i de kendisi atayacaktı.

1924′de değiştirilen anayasa gereği Atatürk her dört yılda bir 1927, 31 ve 35′de tek aday olarak cumhurbaşkanı seçildi. Fakat yine de Meclis’in tamamının oylarını hiçbir zaman alamadı. 1927′de 335 üyeden 288′inin, 31′de 351 üyeden 289′unun, 1935′de de 444 üyeden 386′sının oyunu ancak alabildi.

4 dönem yani öldüğü 10 kasım 1938′e kadar cumhurbaşkanı kalan Mustafa Kemal’den sonra İsmet İnönü cumhurbaşkanı olacaktı.. İsmet İnönü de Mustafa Kemal gibi 4 dönem Cumhurbaşkanı kalacaktı.
Muharrem COŞKUN
muharice@haber5.com
HABER5.COM

Published in: on Mayıs 2, 2007 at 8:36 pm  Yorum yapın  

Ey Rabbimiz İman Ettik Derler


Yerin derinliklerinde gömülü, taşlaşmış olan bir cevher, hünerli eller tarafından çıkarılıp işlenmeyi bekler. “Nefs” denilen, “dipsiz kuyunun içindeki rûh” çırpınıp durmaktadır. Onda da gömülü bir cevher vardır ki bu, Allâh’ın insanlara hidâyet bahşettiği “Hâdî” esmâsıdır. Yükselip yükselip en zirvede ışıklarını saçan bir güneş gibi; Hâdî esmâsı da, takdir edilen bir vakitte gömülü kaldığı derinliklerden yükselip kalb semâlarını aydınlatır.
İşte o nasipli kullardan biri…
İsmi Carol, Amerikalı…
Hidâyeti için takdir edilen vakit, 90′lı yıllar. Hidâyete varış hikâyesini kendisinden dinleyelim:
Düşünmeye başladığım ilk zamanlardan bu yana Hristiyanlık beni hiç tatmin etmiyordu. Hele bu dinin İsa -aleyhisselâm-’ın Allâh’ın oğlu olduğu şeklindeki akîdesini aslâ benimseyemedim.
İlkokul üçüncü sınıfta bir Yahûdi arkadaşım vardı. Dîni beni çok etkilemişti. Yaptığımız sohbetlerde “onun da, benim de ilâhımız olan Allâh’ın eşşiz kudreti” karşısında büyülenmiştim.
İlköğretim, lise ve üniversite boyunca Yahûdiliği araştırdım. Ve Yahûdilik dersleri almaya başladım. Bu dinin, Allâh hakkında inanmak istediğim şekline çok yakın olduğunu anladım ve nihayet Yahûdi olmaya karar verdim. Muhâfazakâr bir hahamla görüştüm. Fakat haham, beni bu teşebbüsümden alıkoymaya çalıştı. Ne kadar ısrar etsem de kabul etmedi. Çok üzülmüştüm.
Bir süre sonra başka bir Sinagog’da, başka bir hahamla konuşup Yahûdiliğe girmek istediğimi söyledim. Haham:
“-O kadar istiyorsan Yahûdiliğe geçebilirsin, ancak öteki Yahûdiler, seni aslâ bir Yahûdi olarak görmezler.” dedi.
Bu olanlardan sonra, yahudiliğe karşı tüm hevesim kırılmıştı.
Başka dinleri araştırmaya başladım. Sırasıyla Budizm’i ve Amerikan yerlilerinin maneviyâtını inceledim. Önceki arayışlarım gibi hiçbir yere varamıyordum. Ve sonunda içimdeki “müteâl ve kudreti sonsuz Allâh” inancıyla yetinmeye karar verdim.
Evlenmeye karar verdiğim insanla karşılaşana kadar, İslâm’ı bir din olarak araştırma ihtiyacı hissetmemiştim. Çünkü İslâm’ı, ortaçağda kalmış, hep kan döken, insanlara huzurdan çok savaş vaad eden bir din olarak duymuştum ve doğrusu hiç dikkatimi çekmemişti.
Müstakbel kocamla ilk tanıştığımda, onun müslüman olduğunu öğrenince şaşırıp kalmıştım. Kaba ve câhil olduklarını düşündüğüm için, espri yeteneğini, hayata dâir düşüncelerini ve derin bilgisini gördükçe hayrete düştüm. İslâm’la aramdaki buz dağları bu ilk tanışmayla biraz erimişti. Böylelikle bu dîni daha iyi tanımak için incelemem gerektiğine karar verdim.

Günler günleri, aylar ayları kovalıyor, araştırma yaptıkça İslâm’ın “hak din” olduğunu görüyordum. Ve İslâm’ın tevhid inancının, yıllardır içimde beslediğim Allâh inancıyla ne kadar yakın olduğunu fark edince, hayretler içinde kaldım.
Ve ilk vurgun yediğim an!
Hanımlarla toplandığımız dersimizde dinlediğim bir âyet âdeta beni başka âlemlere götürüp, oradan da kendime getirmişti.
Bakara Sûresi’ndeki bu âyet, yahûdilerin inek kurban etmelerinden dolayı ilâhî emri sorgulamalarıyla ilgiliydi. Âyet beni öylesine sarsmıştı ki, Allâh karşısında çok büyük bir mahcûbiyet hissetmiştim.
Dersin ortasında sesli sesli ağlamaya başladım. Bütün dinlediğim sözlerin ötesinde, Kur’ân yalnızca âhenkli okunuşuyla öyle büyük bir mûcizeydi ki, kararmış gönülleri bile kıskıvrak yakalıyor, câzibesiyle kendine çekiyordu.
Aynı akşam, uyumadan önce, Allâh’tan bana yardımcı olmasını isteyerek rastgele Kur’ân-ı Kerîm’i açtım. İlk karşıma çıkan âyeti sesli sesli okumaya başladım:
“Peygambere indirileni dinledikleri zaman, âşinâ oldukları hakîkatlerden duygulanarak gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Onlar “Ey Rabbimiz, îmân ettik.” derler. Sen de bizi hakka şahitlik eden mü’minlerle beraber yaz. Biz Rabbimiz’in bizi sâlihlerle beraber cennetine koymasına can atarken, Allâh’a ve hak olarak bize gelmiş olana niçin îmân etmeyelim. Bu sözlerinden dolayı Allâh onları altlarından ırmaklar akan cennetlerle mükâfatlandırdı.” (Mâide, 83-85)
Âdetâ nutkum tutulmuştu. Allâh, kelâmı Kur’ân ile benimle konuşmuştu. Allâh Teâlâ’nın beni İslâm’a çağıran son mesajı buydu işte.
Kısa bir süre sonra Kelime-i Şehâdet getirerek müslüman olmuştum. Rûhumun özgürlüğe kavuştuğunu hissediyordum.
Yahûdilerin beni içlerine kabul etmek istemeyişlerinin aksine, müslüman kardeşler “Allâhu Ekber, Elhamdülillâh, Ehlen ve Sehlen” diyerek beni sevinçle karşıladılar.
Onlarla beraber olmak ve ümmetin içinde bir fert olduğumu düşünmek, kalbimi ve rûhumu ısıtıyor. Beni hidâyete erdirdiğinden dolayı âlemlerin Rabbine nihâyetsiz hamd ü senâlar olsun…

 

www.sorularlaislamiyet.com
http://www.harunyahya.org/download/d…d.php?id=15625

NEML SURESİ 79, 80 ve 81. AYETLER

79. Allah’a dayanıp güven, çünkü sen apaçık gerçeğin üzerindesin.

80. Sen, ölülere işittiremezsin. Eğer dönüp giderlerse, sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.

81. Ve sen, düştükleri sapıklıktan körleri de çıkaramazsın. Teslim olmuş kişiler halinde ayetlerimize inananlardan başkasına sesini duyuramazsın.

Allah için atese atilmak vardir.
Lakin atese atilmadan önce kendinde
ibrahimlik olup olmadigini arastir.
Çünkü ates seni degil
ibrahimleri tanir ve yakmaz

Mevlana Celaleddin-i Rumi

nokia18 is offline Add to nokia18's Reputation vbrep_register(“1097939″) Kurallara Aykırı Mesajı Bildir

Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!

Alıntı Yaparak Cevapla

Published in: on Nisan 10, 2007 at 7:10 pm  Yorum yapın  
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.