Ruhum Sana Aşıktır-Sana Hayrandır Efendim

Rûhum Sana âşık

       Sana hayrandır efendim…

Koca kâinat nasıl bir yas yeri hâlini alır? Niçin mevcudat birbirine yabancı ve düşman olur? Neden bütün canlılar ayrılığın sillesiyle ağlayan yetimler halinde görülür? Bütün bunların cevabı ve ilacı O’nun getirdiği nurdadır. Şöyle ki:
“Onun neşrettiği nur ile o matemhane–i umumî, şevk u cezbe (Allah sevgisiyle kendinden geçmişlik) içinde bir zikirhaneye inkılab etti. O ecnebi, düşman mevcudat, birer dost ve kardeş şekline girdi. O camidat–ı meyyite–i samite (suskun, ölü ve cansız varlıklar); birer munis memur, birer müsahhar (itaat altına alınmış) hizmetkâr vaziyetini aldı ve o ağlayıcı ve şekva edici kimsesiz yetimler, birer tesbih içinde zâkir veya vazife paydosundan şâkir (şükreden) suretine girdi.(1)
Demek oluyor ki, insan dış âleme kendi penceresinden bakar. Hâlbuki yas yeri görünen kâinat veya dünya, bütün varlık âleminin aşk ve cezbeyle Yaratanını andığı bir zikirhanedir. Düşman görünen mevcudat ise aynı kalemden çıkmış kudret eserleridir. Dolaysıyla dost ve kardeştir. Suskun, ölü ve cansız gibi görülen varlıklar, emre amade memur durumundadır. Ağlayıcı ve halinden şikâyet edici gibi görünen kimsesiz yetimler ise, Allah’ı tesbih eden, anan ve vazifeden paydos edildikleri zamanda, hallerine şükredenler durumuna yükselen varlıklardır.
* * *
Bu durumu Süleyman Çelebi ne güzel anlatır:
“Çünkü nûrun Rûşen etti âlemi
Gül cemâlin gülşen etti âlemi
Yâ Habîballah bize imdâd kıl,
Son nefeste lûtfun ile şâd kıl.”(2)
O’nun nuru ile âlem aydınlanmış, gül bahçesi haline gelmiştir. Onun için herkes gibi Allah Sevgilisi’nden Süleyman Çelebi de son nefeste imdat istemekte, lütfu ile sevinmeyi ummaktadır.

* * *
Yeryüzünü iki sultana çok gören Yavuz Sultan Selim de aynı kapının bendesidir. O da kendi sultanlığını bir kenara bırakarak Sultanlar Sultanına yalvarmaktadır.
“Ey kerem–kân–ı Resûl–i Kibriyâ
Kemterindir bu Selîmî pür–hata
Dergâhından iltica eyler atâ
Elmeded ey maden–i nûr–i Hudâ” (3)
Koca Sultan demek ister ki:
“Ey keremi lütfu bol olan büyük Resûl, hata ile dolu olan bu Selim de senin kapının bağlısıdır. Dergâhından herkes gibi o da medet istiyor ve ihsan bekliyor.” Sultanlar O’nun kapısında bende, köle olmayı en büyük lütuf kabul ederlerse o kapının nasıl bir müracaat kapısı olduğu daha iyi anlaşılır.
* * *
Zaten Fuzûlî de bahçıvana bu hakikati hatırlatıyor:
“Suya virsün bâğ–bân gül–zârı zahmet çekmesün
Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül–zâra su”
“Bahçıvan gül bahçesini sele versin (su ile mahvetsin), boşuna yorulmasın; çünkü bin gül bahçesine su verse de senin yüzün gibi bir gül açılmaz.”
Evet bahçıvanın bin gül bahçesine su verse de Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in yüzü gibi bir gül açılmayacağını bilmesi lazım.
Nitekim bir gönül insanı, o Resûl’ün kapısının bağlısı –eski ifadeyle bendesi– bizi Arap yarımadasına davet ediyor. Ta Saadet Asrında, o Resûl’ü vazife başında görüp ziyaret edelim dedikten sonra şunları anlatıyor:
“Hem dışıyla hem de içiyle alabildiğine güzel ve mükemmel olan seçkin bir Zat’tan söz ediyor. O Zat’ın elinde ezelden gelip ebede giden bir kitap vardır. Bu, mucizelerle dolu bir kitaptır. Bütün insanlığı, hatta cinleri melekleri, bütün mevcudatı bu sonsuz hutbeyi dinlemeye davet ediyor. Bu kitap, beşerin en çok merak ettiği ‘Necisin? Nereden geliyorsun? Nereye gidiyorsun?’ sorularına cevap veriyor. Âlemin yaratılış sırrını, insan denilen üstün varlığın vazifelerinin ne olduğunu haber veriyor. Böylece ebedî saadet yolunu gösteriyor.”(4)

* * *
Daha sonra insanın merak yönüne dikkatimizi çekerek:
“Bilirsin ki: En ziyade insanı tahrik eden meraktır. Hattâ eğer sana denilse: ‘Yarı ömrünü, yarı malını versen; Kamer’den(aydan) ve Müşteri’den (Jüpiter yıldızından) biri gelir, Kamer’de ve Müşteri’de ne var ne yok, ahvalini sana haber verecek. Hem senin istikbalini ve başına ne geleceğini doğru olarak haber verecek.’ Merakın varsa vereceksin. Hâlbuki şu Zât(sallallâhu aleyhi ve selem), öyle bir Sultan’ın haberlerini söylüyor ki, memleketinde Kamer bir sinek gibi bir pervane etrafında döner. O arz(dünya) olan o pervane ise, bir lâmba etrafında döner ve o Güneş olan lâmba ise, o Sultan’ın binler menzillerinden bir misafirhanesinde binler lambalar içinde bir lâmbasıdır.”(5)
Bunları anlatan Bediüzzaman Hazretleri, ileride olacak büyük değişimden söz ediyor. Bu öyle bir değişimdir ki, binler dünya bomba olup patlasa o çapta şaşırtıcı olamaz. Kur’an lisanıyla: “Güneş dürülüp toplandığında… Gök yarıldığı zaman… Çarpacak olan felaket…” … şeklinde anlatılıyor. “Hem öyle bir istikbalden doğru olarak haber veriyor ki: Şu dünyevî istikbal, ona nispeten bir damla serap hükmündedir. Hem öyle bir saadetten pek ciddî olarak haber veriyor ki; bütün dünyevi saadetler ona nispeten bir şimşeğin, daimi bir güneşe nispeti gibidir.”(6)
Fuzûlî bir yandan bahçıvana “… bin gül bahçesine su verse de senin yüzün gibi bir gül açılmaz.” Diye seslenirken öte taraftan da şöyle demeği ihmal etmiyor:
Ârızun yâdıyla nem–nâk olsa müjgânum n’ola
Zayi olmaz gül temennâsıyla virmek hâra su
“Senin yanağının anılması sebebiyle kirpiklerim ıslansa ne olur, buna şaşılır mı? Zira gül elde etmek dileği ile dikene verilen su boşa gitmez.”(7) diyerek esas niyetin önemli olduğuna, gül elde etmek niyetiyle dikene verilecek suyun boşa gitmeyeceğini çok tatlı bir söyleyişle anlatıyor.
* * *
Gül’ e kavuşma arzusu öylesine şiddetlidir ki, bu isteyene ölüm bile mani olamaz.
Dest–bûsı ârzûsuyla ger ölsem dostlar
Kûze eylen toprağum sunun  anunla yâra su
Şair demek ister ki:
“Dostlarım! Şayet onun elini öpme arzusuyla ölürsem, öldükten sonra toprağımı testi yapın ve onunla sevgiliye su sunun.” Bu nasıl bir arzudur ki, hayatta iken kavuşamadığı Sevgiliye öldükten sonra bir testiye toprak olup kavuşmak istiyor.(8) Bu aşkını şu beyitlerde sanki bütün aşıkların namına söylüyor gibi:
“Yâ Habîballah yâ Hayre’l beşer müştakunam
Eyle kim leb–teşneler yanup diler hemvâra su”
Şu manaya gelir:
“Ey Allah’ın sevgilisi! Ey insanların en hayırlısı! Susamışların yanıp dâimâ su diledikleri gibi seni özlüyorum.”
“Umduğum oldur ki rûz–ı haşr mahrûm olmayam
Çeşm–i vaslun vire men teşne–i dîdâra su”
Şair öyle bir istekte bulunuyor ki, katılmamak mümkün mü? “O mahşer günü, güzel yüzüne susamış olan bana vuslat çeşmenin su vereceğini, beni mahrum bırakmayacağını ummaktayım.” Tam âlemlere rahmet olarak gönderilmiş birinden talep edilecek bir istek… Allah’ım kimseyi mahrum etmesin! Amin.(9)

* * *
Devlet–i Âliye’nin en muhteşem Sultanı Kanunî Sultan Süleyman bu aşkta, talepte Fuzûlî’den geri değildir. Konumunu göz önüne aldığımızda bu talebin ayrı bir önemi olduğunu düşünüyorum. O günkü dünyanın Süper devletinin pâdişahı, Sultanlar Sultanı’nın kapısındadır:
Nûr–i âlemsin bugün hem dahi mahbûb–i Hudâ
Eyleme âşıkların bir lahza kapından cüdâ
Gitmesin nâm–ı şerîfin bu dilimden dem–be–dem
Dertli gönlüme devâdır cân bulur ondan safâ
Edelim biz de Muhibbî çü ezel  eyledi Hak
Ana vü âline ashâbına bin kere dürûd
Umarız bize şefâat ede ol yevm–i cezâ
Tâ ola menzilimiz dâr–ı sürûr ile hulûd
Koca Sultan demek ister ki:
“Sen; bu gün de Âlemin Nurusun ve Allah’ın Sevgilisisin, âşıklarını bir an bile kapından uzak koyma! Şerefli nâmın dilimden hiçbir zaman gitmesin, Sen’in şerefli adın dertli gönlüme devâdır, ondan gönlüm şenlenir, cân bulur. Ey Muhibbi, biz de edelim; çünkü ezelde Hakk O’na ve ashabına bin kere selâm eyledi. Umarız o ceza gününde bize şefaat ede, tâ bizim menzilimiz de ebedi sevinç yeri olsun…”(10)

* * *
Bildiğimiz kadarıyla Osmanlı padişahları içinde Peygamber âşığı olmayan yoktur. Şair Pâdişahların hepsi naat yazarak bunu ispat etmişlerdir. Bunlardan “Bahtî” mahlasıyla şiir yazan Sultan I. Ahmed için şöyle bir rivayet anlatılır:
“Sultan, Kutsal Emanetleri ziyaret ederken, Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve selem’ın nâlinlerini görmüş, bir müddet hürmetle seyrettikten sonra fevkalâde bir sevinç ve takdis ile irticalen bu kıtayı söylemiştir.” İlave olarak şu da vardır:
“Sonra bir sorguç yaptırmış, bu kıtayı yazdırarak başında taşımıştır.”(11)
N’ola tâcım gibi başımda götürsem dâim
Kadem–i pâkini ol Hazret–i Şâh–ı Rusûl’ün
Gül–i gülzâr–ı nübüvvet o kadem sahibidir
Bahtiyâ durma, yüzün sür kademine o gülün
Aslında Peygamber âşığı Sultan’ın dörtlükte anlattıkları gayet açıktır. Ama anlamada zorluk çekebilecekler için şu anlama geldiğini kaydedelim:
“Ne olur, Resûllerin Şahı’nın tertemiz ayak izini tâcım gibi daima başımda götürsem… Peygamberlik Bahçesinin Gül’ü, o kadem sahibidir. Ey Bahtî, vakit kaybetmeden O Gül’ün ayak izine yüzünü sür!”

 

bir ben değil
âlem Sana kurbandır efendim…

Sultan I. Ahmed’in ölümü (1617) nden 25 sene sonra dünyaya gelen büyük şair Nâbi (1642–1712), –edebiyatımızda “hikemî tarz”ın temsilcisi– çok edepli ve Peygamber âşığı bir şairdir. Anlatılana göre:
“Nâbi, hacca gitmek üzere bir kısım devlet erkânıyla yola çıkar. Kafile Medine–i Münevvere’ye yaklaşmıştır. Vakit gecedir. Resûllullâh Efendimiz’e bir an önce ulaşma özlemiyle konakladıkları bir yerde Nâbi’nin gözüne uyku girmemiştir. Fakat kafiledeki bir devlet adamı, hem de ayaklarını kıbleye doğru uzatmış, uyumaktadır. Peygamber’in beldesinde, edebe aykırı böyle bir gaflet halini doğru bulmayan Nâbi, içinden gelen bir ilhamla şiirini okumuştur. Ertesi gün sabah vakti Medine’ye giren kervanı, minarelerde aynı şiiri okuyan müezzinlerin salâları karşılamıştır. Öyle anlaşılmaktadır ki bu şiir, gece müezzinlere rüyalarında öğretilmiş ve okumaları istenmiştir. Biz sadece bir beytini kaydediyoruz.

“Sakın terk–i edebden kûy–ı mahbûb–ı Hudâ’dır bu
Nazargâh–ı İlâhî’dir Makam–ı Mustafâ’dır bu”(1)

Şu anlamın anlaşılması gerekir herhalde:
“Edebi terkten sakın! Bu, Allah’ın Sevgilisi’nin köyüdür, Allah’ın nazar ettiği Mustafa’nın makamıdır.” Herhalde durumdan haberdar olan devletlinin kendisine gereken çeki–düzeni verdiği söylenebilir. Çünkü bu makam fevkalâde edep, saygı, hürmet gerektiren bir makamdır.
* * *
Musiki dehamız, şair, besteci ve hattat Itrî, şu beyti sanki hepimiz için söylemiştir:
Yâ Resûlallâh umarım diyesin Rûz–i Cezâ
Gerçi cürmün çoktur ammâ, Itrî’ya mağfûrsun!…(2)
Şair şu duada bulunmaktadır:
“Ey Allah’ın Resûlü, umarım ceza günü diyesin ki, ey Itrî gerçi suçun, günahın çoktur ammâ affedildin…”

* * *
Naattan söz edilir de Şeyh Gâlip unutulur mu?
“Bî–çâredir ümmetlerin isyânına bakma!
Dest–i red urup hasret ile dûzaha yakma!
Rahm eyle aman âteş–i hicrânına yakma!
Ez–cümle kulun Gâlib–i pür–cürmü bırakma!…
Sen Ahmed ü Mahmûd ü Muhammedsin Efendim,
Hak’dan bize Sultan–ı müeyyedsin Efendim!..”(3)
Şairin, Peygamberimizden niyazı şu anlama gelir:
“Ümmetlerin çaresizdir, isyanlarına bakma! Onları reddederek hasretle cehennem ateşinde yakma! Merhamet eyle, aman ayrılık ateşiyle yakma! Özellikle kulun kusur dolu Gâlib’i bırakma! Sen; Ahmed, Mahmûd ve Muhammedsin, Efendim! Hak’dan bize teyit edilmişSultansın Efendim…”


* * *
Merhum Necip Fazıl “Sen fikir kadar güzel;/Ve tek, birden daha tek!/Itrını süzmüş ezel;/Bal Sensin, varlık petek…” diyerek petek dediği varlığın, “bal” dediği.
Efendimiz ile değer kazanacağını ifade ediyordu. Mevlânâ yıllar önce O’na bağlılığını şu sözlerle ifade ediyordu:
“Ben sağ olduğum müddetçe Kur’an’ın kölesiyim / Ben, Muhammed Muhtar’ın yolunun tozuyum./ Benin sözümden, bundan başkasını kim naklederse, / Ben ondan da bîzârım o sözlerden de bîzârım…”(4) Her dönemin insanı O’na olan alâkasını bir yolunu bulup dile getiriyor. Cumhuriyet döneminde de bağrı yanık taifesi her şeye rağmen yüksek sesle O’nun bendesi olduğunu söylüyordu.
Özellikle “Bayrak Şairi” olarak tanınan Ârif Nihat Asya’nın naatı oldukça içli, etkili ve anlamlıdır:
“Şimdi seni ananlar/Arıyor ağlar gibi…/ Ey yetimler yetimi,/ Ey garipler garibi!/
Düşkünlerin kanadıydın, Yoksulların sahibi;/ Nerde kaldın ey Resûl,/ Nerde kaldın ey Nebi? Örümcek ne havada,/ Ne suda ne yerdeydi;/ Hakk’ı görmeyen gözlerdeydi.
Gel ey Muhammed, bahardır…/ Dudaklar ardında saklı, / Âminlerimiz vardır…/
Hacdan döner gibi gel,/ Mi’-râcdan iner gibi gel,/ Bekliyoruz yıllardır!”


* * *
Her dönemin insanı O’nunla dirilmiş ve diriliğini O’na bağlılıkla devam ettirmiştir. Evet, her devrin insanı gibi biz de şairin dediği gibi “Bekliyoruz yıllardır!”
Geldiği zamanı, saadet asrına çeviren, geniş Arap yarımadasında, vahşî ve âdetlerine mutaassıp, inatçı muhtelif kavimlerin, kötü adetlerini bir çırpıda ortadan kaldıran, onların yerine güzel ve üstün ahlâkı ikame eden Efendiler Efendisi, kısa zaman içinde kupkuru çölleri cennetlere çevirmişti. Hâlbuki sigara gibi küçük bir âdeti, küçük bir kavimde, büyük bir hâkim, büyük bir himmetle, ancak daimî kaldırabilir. Bu zat sallallâhu aleyhi ve selem, büyük ve çok âdetleri, hem inatçı, mutaassıp, büyük kavimlerden, görünürde küçük bir kuvvetle, küçük bir gayretle, az bir zamanda kaldırıp yerlerine öyle yüksek seciyeleri–ki dem ve damarlarına karışmış derecede sabit olarak–yerleştiriyor ki, böyle bir sonuç ancak peygamberane bir gayretle olabilir. Bunun gibi daha pek çok harika icraatı yaptığına tarih ve zaman şahittir.(5)
İşte aşağıdaki dörtlük böyle bir duyguya tercüman olmaktadır:
Ey kupkuru çölleri Cennete çeviren Gül;
Gel o bayıltan renklerinle gönlüme dökül!
Vaktidir, ağlayan gözlerimin içine gül!
Ey kupkuru çölleri Cennete çeviren Gül(6)

* * *
Günümüz şairlerinden Nurullah GENÇ Bey’in yazdığı “Yağmur” şiiri gerçekten enfes diyebileceğimiz bir naat–ı şeriftir. Bu güzel uzun naattan kısa bir bölüm almamak eksiklik olurdu:
Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü
Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü
Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü
Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü
Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara
Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü
Baykuşa vîrane düşmesi gerekirken çifte yalı düşmüştür. Bülbüle de aksine zindan düşmüştür. Mazluma sürgün evi; zalime, cihan düşmüş. O’na meftun olanlara da Bir bela tünelinde ağır imtihan düşmüştür. Bu kaderin garip bir cilvesidir. Yola düşenler yolun her türlü sıkıntısını göze almadan sonuca varamazlar.

* * *
Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde
Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
Nefesinle yeniden çizilecek desenler
Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek
Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
Anneler çocuklara hep seni içirecek
Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin
Sana mü’mindir sema; sana muhtaçtır zemin
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım(7)

* * *
İnsanlığa rahmet olarak gönderilen Nebi’nin sesi, soluğuyla “Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek”
“Anneler çocuklara hep O’nu içirecek” ve böylece “evrenin susuzluğu” sona erecektir. İnsanlık yeniden bir saadet asrı yaşayacak. Yeter ki, kalp O’nu hissetsin, yöneliş sağlam olsun…
İskender Pala Bey “Su ve Gül!..” adlı yazısında yağmur ve rahmeti cem etmiş:
“Bir yağmur yağdı, rahmet getirdi… Bir gül açtı; insanlığın kahrı da, zehri de merhamete durdu… Bir rahmet yağdı… Sonra damlalardan bir gül açtı… Bir yağmur yağdı ve bir gül açtı… Yürekler çiçeklere yenik düştü; zulümler bebeklere… Yağmurlarla bir gül açtı… Sevenin sevgisi gül yanaklarda ölümsüzleşti… Yağmur rahmete döndü; “âlemlere rahmet” oldu. Su toprağa karıştı, balçık bedene durdu… Su ile toprak gül oldu… Su hayatı güzelleştirdi, bilgelik getirdi; gül güzelleşti estetik bitirdi. Su tersine akmamak üzere geldi, gülün yaprağına dikenler battı… Su rahmetti… Gül merhametin adı oldu… Öyleyse selam olsun Levlak’ın Efendisine… Selam olsun en güzel gülüne kâinatın… Ve selam olsun beşeriyet ırmağının berrak suyuna… Güle selam olsun; güle selam olsun da, ay vurgunu gecelerin gölgelerinde gölgesi düşsün üstümüze. Aşksızlığın kara gecelerinde ışığı vursun alnımıza, ıtırı dolsun dimağlara kırlangıç saatlerinde… Aynalardan jaleleri yağsın üstümüze ve sevgilerinden sıyrılan vicdanlara rengi dolsun yağmur yağmur… Kendilerini hep o gülün kapısına yazsın gönüller; ve susuzluğun son deminde içilen son damla suda onun aşkını ansın bütün güller…

Zaman o gül gibi gül görmemiş zaman olalı
Gülün güzelliği dillerde dâsitân olalı

Gül olmadan gözü yaşlıdır cihânın; gül olmadan bağrı başlıdır her ânın… Suya hasret çöller gibi; söze hasret diller gibi… Gül olmazsa verilen nefeslere yetmez alınan nefesler; gül olmazsa sancılara merhem düşürmez sesler… Irmaklardan dökülüşler, dalgalardan bükülüşler gibi… Güle hasret zaman ağlar, zemin ağlar; gülden gayrı firak ağlar visal ağlar… Denizlere ulaşırcasına ve rahmete yaraşırcasına… Bir gülün artık suya düşmeli rengi bu gün; ve bir yağmurun yaprak yaprak dökülmeli ıtırları üstümüze… Ey beyaz güllerin en beyazı; tekrar yağmurlar gibi yağ üstümüze…”(8)
Âkif’in dediğini deriz:
“Dünya neye sahipse O’nun
vergisidir hep…”
Yunus Emre dilinden:
“Canım kurban olsun senin yoluna, /Adı güzel kendi güzel Muhammed!/Şefaat eylesin kemter kuluna,/ Adı güzel kendi güzel Muhammed!”(9) diye niyaz ederiz.
Yazımızı Ali Ulvi Bey’in birkaç beyti ile sonlandıralım:

“Rûhum sana âşık, Sana hayrandır EFENDİM,
Bir ben değil, âlem sana kurbandır EFENDİM.

Aşkınla buhurdan gibi tütmekte bu kalbim,
Sensiz bana cennet bile hicrandır EFENDİM.

Doğ kalbime bir lâhzacık ey Nur–i Dilârâ,
Nûrun ki, gönül derdime dermandır EFENDİM.”(10)

 

DİPNOTLAR:
1. Bediüzzaman Said Nursi –
Sözler, 19. söz, 4. reşha
2. Süleyman Çelebi, age, s.56
3. Yavuz Sultan Selim, age, s.68
4. Bediüzzaman Said Nursi –
Sözler, 19. söz, 3. reşha
5. Bediüzzaman Said Nursi –
Sözler, 19. söz, 10. reşha
6. age, 10. reşha
7. Fuzûlî, age, s. 70
8. Fuzûlî, age, s. 70
9. Fuzûlî, age, s. 72
10. Muhibbî – Kanunî Sultan
Süleyman, age, 77,78
11. Bahti- Sultan 1. Ahmed,
age, s.78

***

1. Nâbî,age, s. 86
2. İtrî Mustafâ Çelebi, age, s. 91
3. Şeyh Gâlip,age, s. 99
4. Mevlânâ, age, s.109
5. Bediüzzaman Said Nursi –
Sözler, 19. söz, 7.8. reşha
6.MFG, age, s. 232
7. Nurullah GENÇ, age,
278,279,280
8. İskender Pala, Zaman gazetesi,
22.04.2004
9. age, s.117
10. age,s.211

Reklamlar
Published in: on Nisan 8, 2007 at 3:05 pm  Yorum Yapın  

The URI to TrackBack this entry is: https://hayreddin.wordpress.com/2007/04/08/ruhum-sana-asiktir-sana-hayrandir-efendim/trackback/

RSS feed for comments on this post.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: