Gönlüme Göre Ev

Gönlüme Göre Ev

 

            Şenol’un içi oldukça sıkıntılıydı. Yıllardır biriktirdiği  para, istediği evi almaya yetmiyordu. Büyük borçlar altına girmeye de bir türlü cesaret edemiyordu.

 

            Oysa her evi beğenmemişler, özellikle çocuğunun bol güneş alabileceği, yakınında okul olan bir ev aramışlardı. Bu buldukları ev yeni bitmiş çok güzel görünümlü bir evdi. Evin güneşi de, okula yakınlığı da güzeldi, üstelik hemen yanı başında park inşası da vardı.

 

            Şenol’un da eşi Sedef hanımın da içi gitmişti bu ev için. Aksi gibi eş-dosttan da çoğu ya ev, ya da araba almıştı.

 

            Şenol her eve gidiş gelişte o evin olduğu caddeden geçiyor, kara sevdalı gibi eve baka baka hayallere dalıyordu.

 

            O akşam, gece nöbetine gidiyordu. hazırlanırken hanımıyla aynı şeyleri konuşmuşlar, borç isteyecek biri veya paralarının yetmeyen kısmına yardım edecek bir kaynak için boş yere kafa yormuş, üzülmüşlerdi. Yıllardır kirada süründükten sonra ilk defa ev sahibi olma sınırına yaklaşmışken, istedikleri gibi bir ev almak istiyorlardı. Fakat uzun araştırmalar sonunda beğendikleri bu eve hem güçlerinin yetmemesi, hem de para bulmaları uzadıkça ellerinden kaçırma ihtimali canlarını sıkıyordu. Eve ister istemez bir gam,kasavet çökmüştü.

 

            Şenol, kızını yanaklarından öptü ‘Hoşçakal’ dedikten sonra, hanımına fısıldadı. ‘Biraz daha dikkat edelim, çocuğa fazla yansıtıyoruz sıkıntıları’ dedikten sonra tüm sıkıntıları kendi omuzlarına almış gibi, omuzları düşük dışarı çıktı.

 

            İş servisine gitmek için için yine bir arka sokağa ve yine almayı hayal ettiği dairenin olduğu yeni bitmiş inşaata doğru yöneldi. Uzun süredir daire için pazarlık yaptığı, indirime ve paranın bir kısmını taksitle ödemeye yanaşmayan müteahhit Sinan ordaydı. kendisini görmüştü, hafifçe elini kaldırarak selam verdi. Sinan dudaklarında bir tebessüm selama eliyle karşılık verdi.

 

            Şenol içinde artan bir eziklikle hızla uzaklaştı ordan, ana caddeye çıkıp servis durağı olan büfenin yanına gidip Meteoroloji servisini beklemeye başladı.

 

            Kısa zaman sonra durağa arkadaşları da gelmeye başladı. Şenol’un yaşıtlarından Ahmet ile yeni elemanlardan Ogün peşpeşe gelmişti. Selamlaştılar. Arkadaşları Şenol’un son zamanlarda sıkıntısını biliyorlardı,  sessiz duruş nedenini sormaya gerek duymadılar. Ahmet, elini Şenol’un omzuna dokundurarak;

            -Uzun süredir ev aradığınızı biliyorum ama nasipten ötesi yok, sıkma canını. Belki böylesi hayırlıdır, belki bir yıl sonra eline para geçecek, daha iyi bir ev alacaksın.

 

            Şenol ‘Belki’ gibilerden başını salladı. Fazla konuşmaya niyetinin olmadığı belliydi. Ogün, onun da neşesini artırmak için Ahmet’le başka konulardan konuşmaya, komedi dizilerinden bahsetmeye başladı. Fakat pek faydasını göremediler.

            Servis geldi, bindiler. Ogün;

            -Şenol abi istasyona gidince her şeyi unutursun.

            Ahmet gülümseyerek,

            -Hayırdır, bütün işleri Şenol’a mı yıkacan, ‘çalışırken unutursun’ mu demek istiyorsun?

            -Yok be Şefim, güzel bir çay demlerim, bir de tavada yumurta hazırlarım, iyi de bir sohbet ortamı olursa, diye dedim.

            -Ha şöyle de. Merak etme sen çayı demlersin, yumurtayı pişirir, sofrayı hazırlar, rasatları yapar, haritaları çizer, telefonlara bakar, filolardan brifing filan isterlerse gidersin, kalan işleri de ben yaparım. Şenol’u yormayız.

             -Şefim, bu kadar yorulmasaydın istersen, bütün işleri bana yıktın.

 

            Sohbet ederek iş yerine vardılar. Nöbetten çıkan ekipten açıklamaları aldıktan sonra iş paylaşımı yaptılar. Şenol, özellikle gece saatlerinde çalışmak istiyordu. ‘Filolarda uçuş yokmuş, gece rahat olacağız. Ben gece rasatlarını da yaparım.’ dedi.

            Nöbete kendi arabasıyla gelen Abdullah’ta yarım saat kadar gecikmeyle gelmişti.

 

            ****                                                                 ****                                                                 ****           Şenol, rasat yapmaya binadan çıktıkça, geceyle ve yıldızlarla yalnız kaldıkça eski bir hüznünün içini kapladığını, nerdeyse boğazının sıkıldığını hissediyordu.

  

            Gece yarısı, Ahmet onun sıkıntılı haline dayanamadı;

            -Görende kara sevdalı sanacak ha. hadi bakalım sen içeri, rasatlara da, telefonlara da bakarım ben. Biraz dinlen, iyi gelecektir.

 

            ****                                                                 ****                                                                 ****                 Ahmet’in ısrarlarıyla bir koltuğa geçip oturdu, radyoyu açtı. Başındaki ağırlığa rağmen uyumamaya çalışıyordu ama sonunda gözleri kapandı.

 

            ****                                                                 ****                                                                 ****                 Uykusundan büyük bir gürültüyle uyandı, birisi sanki kendisini koltuğunda fırlatmaya çalışıyordu. Korkuyla ne olduğunu anlamaya çalıştı. Bağrışma sesleri geliyordu; “Deprem deprem !..”

 

            Hızla kalktı, her taraf karanlıktı ama deniz üzeri büyük bir patlamadan sonra ki son ışıldamalarda olduğu  gibi parlak görünüyordu.

 

            ****                                                                 ****                                                                 ****

            17-Ağustos-1999’da saat 3 civarı gerçekleşen depremin ilk heyacanı, ilk korkusundan sonra biraz toparlandılar. Telefonlar çalışmıyor, ailelerinden haber alamıyorlardı. İçlerinde tek bekar olan Ogün’ü istasyonda bırakıp, Abdullah’ın arabasıyla hızla şehire, Gölcük’e doğru yola çıktılar.

 

            ****                                                                 ****                                                                 ****

            Çatlamış yollar, yıkılmış binalar endişelerini artırıyordu. Şenol kendi durağında indiğinde, birbirleri için dua ederek ayrıldıklar.Herkes kendi ailesini düşünüyordu.

 

            Şenol yine aynı yolları geçerken yıkılmış binalar arasında biri dikkatini çekti, daire almak için yanıp tutuştuğu yeni inşaatı bitmiş o güzel apartman yıkılmıştı. Binanın önünde ağlayanlardan biriyle göz göze geldi, müteahhit Sinan’dı bu.

 

            Hızla yürüdü, ailesinin bulunduğu apartmana geldi, kendini dışarı atmış aileler arasında eşini,çocuğunu hemen buldu. Oturdukları bina çatlaklar dışında sapasağlam kalmış, yıkılmamıştı.

 

İçindeki büyük korkudan sonra ailesine kavuşmanın, sağ-salim görmenin etkisiyle onlara sarılıp ağlıyordu;

-Çok şükür, çok şükür. Biz bilmiyormuşuz hanım, hayırlısını Allah bilir.

Hanımı gözyaşları içinde sordu;

-Niçin böyle diyorsun?

-Eğer para bulup da o evi alsaydık, şimdi sizi kaybetmiştim. Geçerken gördüm, daire almak istediğimiz apartman tamamen yıkılmış.

 

 

Ahmet Ünal ÇAM  http://huzur.sehri.com ahmetunalcam@gmail.com

 

 

Hatırlatma: Şiir ve öykülerimi bastırmak için sponsor vb destek arıyorum.

Beğendiklerinizi tanıdığınız yayınevleri, gazeteci gibi destek imkanı olanlara göndermenize sevinirim.

 

 

Published in: on Nisan 12, 2007 at 7:43 pm  Yorum Yapın  

The URI to TrackBack this entry is: https://hayreddin.wordpress.com/2007/04/12/gonlume-gore-ev/trackback/

RSS feed for comments on this post.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: