Böyle gidersek duvara toslarız

Böyle gidersek duvara toslarız
25/03/2006 – 02:18

Türk halkı yıllardır krizler yaşıyor. Ülkenin geliştiği söylendikçe, halk fakirleşiyor. Son hükümet ile birlikte, yine ekonominin çok iyi yolda olduğu söyleniyor. Hükümet, geldiği günden bu yana, ülkede ekonomik ve sosyal kalkınmayı sağlamak, halkın refahını artırma konusunda ilerleme sağlayabildi mi?

Öncelikle halkımızın durumunun iyi olabilmesi için yatırımın ve üretimin artması lazım. Yatırım ve üretim artınca, gelir artacak ve halk bu geliri paylaşacak. Böylece halkın refah ve huzuru artacak. Dünyadaki ekonomi politikalarının hedefi halkın refahının artmasıdır. Halkın refahı, iş ve aş ile artar. Yani çalışmak isteyen iş bulacak, çalışanın da aşı olacak. Böylece refah, artmış olur.

Peki hocam bir ülkede, refahın arttığını gösteren en önemli gösterge nedir?

Yatırımın ve üretimin artması ya da gelir yaratan üretim faaliyetinin artmasının göstergesi de Milli Gelir’dir. Milli Gelirimiz ne kadar hızlı büyürse, genel olarak halkın refahına imkan verecek gelir de o kadar artmış olur. Yani gelir olacak ki, biz bölüşelim. Yatırım üretim yapılacak ve buna bağlı olarak gelir artacak ve artan bu gelir halk arasında bölüşülecek. Yani halkın işi ve aşı olacak.

Milli Gelir artışları nasıl gidiyor? Son yılları değerlendirirsek karşımıza nasıl bir tablo çıkıyor?

Bu hükümet döneminde, yüzde 9 büyüme yakaladık diyor. Bakıyoruz, 3 yıllık programda, yüzde 5 büyüme hedef koyuluyor. Yüzde 5 büyüme demek, ülkenin gelirinin yüzde 5 artması demek. Ama ülkenin nüfusu her yıl yüzde 1,8 artıyor. O zaman insanların paylaşabileceği gelirde reel artış yüzde 3,5 civarında. Eğer bu gelir ülkede herkese eşit olarak paylaştırılmış olsa halkımız gelirlerinde yüzde 3,5’lik bir artış görecek.

Bu gelirle halkımız mutlu olur mu? Diğer bir deyişle, halk, bu gelirle refaha kavuşur mu?

Onu anlatmaya çalışıyorum. Bu sözünü ettiğimiz gelir herkese eşit dağıtılmayacak. Bazılarına yüzde 35 pay düşerken, bazılarının gelirinde azalma olacak. Asıl sorun burada başlıyor. Bu şekilde halkın refaha kavuşmasının mümkün olmadığı ortada. Türkiye yıllardır yatırım ve üretimi artıramıyor. Bunun ana nedeni önceki yıllarda paranın olmamasıydı. İktidarlar, ‘para yok ki nasıl üretim yapalım’ diyerek kendini savunuyorlardı. Bugün ise, Türkiye’de paradan bol bir şey yok. Ama yine yatırım yapamıyoruz.

Neden?

Çünkü, Türkiye’ye gelen para yatırım ve üretime gitmiyor. Yatırım ve üretim yapabilmek için, üretim yapacak insanın ürettiği malı satabilmesi lazım. Satılmayan malın üretimi yapılmaz. Bir mal ya içeriye ya da dışarıya satılır. İçeriye satabilmek için piyasanın canlı olması lazım ki, insanlar o malı satın alsın. Dışarıya da satabilmek için de kaliteli ve ucuz fiyatlı mal üretmen lazım ki, dışarıya satabilesin. IMF destekli yatırım ve IMF destekli istikrar programı dalgalı kura endekslendi. Merkez Bankası dalgalı kuru tutmak için faizleri yüksek tutmaya başladı.

Faizler çok yüksek

Bugün, Türkiye’ye oluk oluk döviz akmasının nedeni nedir?

Türkiye’ye oluk oluk para akmasının tek nedeni, faiz oranlarının yurtdışına göre daha yüksek tutulmasıdır. Döviz varsa ‘o zaman biz bu dövizle yatırım ve üretim yapalım’ diyebilirsiniz. Ama o da olmaz. Çünkü bugün insanların yatırım ve üretim yapması enayilik. Çünkü insanlar ürettiği malı satamıyor. IMF destekli program, iç piyasadaki talebi kısmaya ve genişletmemeye yönelik. Devlet harcama yapmıyor ve Merkez Bankası para basmıyor. Nedeni ise, halkın satın alma gücü sınırlı kalsın ve fiyatlar düşsün, para mal ve hizmete gidecek yerde faize gitsin diye.

Üretici yurtdışına da satamıyor… Çünkü ihracatçı sürekli feryat ediyor…

Evet bunun da önemli nedenleri var. Döviz 3 yıldır olduğu yerde duruyor. Döviz fiyatı artmadığı için de, yurtdışına mal satılmıyor. Bu arada, Türkiye’de düşük de olsa bir enflasyon var. Yurtdışına satamıyorsun. Yurtiçine de satamıyorsun. Ben neden yatırım ve üretim yapayım ki. Bırakın yeni yatırım ve üretimi eskiden yatırım yapanlar da mutsuz. Çünkü, dışarıdan gelen mallar içeride o kadar ucuz fiyatla satılıyor ki, yerli üreticinin rekabet etme şansı kalmıyor. Eskiden otomotiv sanayine iş yapıp kapı kolu üreten sanayici, artık satamıyor. Çünkü bu kapı kolu daha ucuza geliyor. Eskiden bez dokuyan adam malını satamıyor çünkü, bez Çin’den daha ucuza geliyor. Yani eskiden işi olanlar da, işini kaybediyor.

Türkiye’de üretim yapısı konusunda yaşanan bu sorunlar sadece belli sektörlerde mi görülüyor. O çok konuşulan sektörler dışındaki sektörlerde durum nedir?

Sorun belli sektörlerde değildir ve geneldir. Tarımda da benzer sorunlar yaşanmaktadır. Dışarıdan getirilen ayçiçeği, şeker, pamuk Türkiye’de üretilen ayçiçeğinden, pamuktan ve şekerden daha ucuzdur. Bu durum Türkiye’nin tarım ve sanayi yapısını bozuyor. Demek ki, biz zenginleşmiyoruz, fakirleşiyoruz.

Peki, bu gidişe ‘dur demek’ mümkün değil mi?

Çözüm vardır. Ama bugünkü hükümetin ve Türkiye’deki güçlerin bu gidişe dur diyecek gücü yok. Biz şu anki politikayla, IMF’nin bize verdiği politikayı uyguluyoruz. Burada çözüm olarak görülen 2 yol var. Ya IMF ile ipleri koparıp, kendi politikamızı oluşturmak, ya da IMF ile yeniden masaya oturup bizim istediğimiz şartlarda yeniden anlaşmak. Ama şu anki iktidarın IMF ile anlaşmayı sona erdirip yeni bir anlaşmayı yapacak kadrosu yok. Muhalefetin de kadrosu yok. Bu programları yapacak insanlar var. Ama partiler bu insanları kullanmıyor. İktidar şu anda IMF’nin üzerimize biçtiği programı uyguluyor. Türkiye’nin sorunları tek bir politikayla düzelmez. Yani bizim bugün IMF’ye git işine diyemeyiz. İkinci bir yol var. IMF’ye gelin bu programı yeniden gözden geçirelim, revize edelim. Bak bizim işlerimiz kötüye gidiyor. Eğer, bizimle anlaşmazsan bu program da elinde patlayacak. Dünyada senin tek müşterin biziz. Hatanı kabul et. Biz yüzde 5 büyüme ile fazla gidemeyiz. Programı yeniden gözden geçirelim diye de bir alternatif var.

Siz şu anki uygulanan ekonomik programın kötü mü olduğunu düşünüyorsunuz?

Şu anda işler çok iyi bir durumda ise biz bu programı uygulamaya devam edelim. Eğer halkımızın işleri iyi gidiyorsa, refah artıyorsa, biz eğer komşularımızla Yunanistan ve Rum Kesimi ile aradaki uçurumu kapatıyorsak, bu programa devam edelim. Bugün değil de, yarın iyi olacağına inanıyorsanız bu programa devam edin derim. Ama ortada böyle bir durum yok.

Hocam bankalar büyük kârlar ederken, sanayi şirketleri zor durumda… Özellikle tekstil sektörü büyük sıkıntı içinde buradaki sorun nedir?

Banka sistemi konusunda Türkiye’de iyi değerlendirmeler yapılmadı. Dikkat ederseniz, o meşhur krizde bazı bankalar battı batmayanlar ise bugün çok büyük kar ediyorlar. Aynı durumda olup da, batmaktan dönenler, çok iyi durumda. O zaman sadece batan bankalar, batmayacaktı başkaları da vardı ama, onlar batarsa kötü olur dendi ve kurtarıldılar. O gün batmanın eşiğinden dönen bankalar bugün çok iyi durumda. Bunu çok iyi tahlil etmek gerekiyor. Bu seneki kar patlamasının nedeni, çok ucuz faizle para toplayıp, yüksek faizle, hem devlete hem de halka para satmalarının sonucudur. Bankalar, tüketici kredilerinden de, ciddi kar yazdılar. İnşallah bu tüketiciler de borçlarını öderler ve yarın tıpkı kredi kartlarında olduğu gibi otomobil kredisi affı da çıkarmazlar.

Bütçe faiz ödemek için değil, halk için yapılmalı

Hükümet işsizlik konusunda bir türlü ilerleme sağlayamadı? Ne olacak bu işsizlerin hali?

Türkiye’de işsiz sayısının artması kadar doğal bir şey olamaz. Yatırım ve üretimin olmadığı bir ülkede, işsiz sayısı da azalmaz. Biz maalesef sanayide, hep basit ve ucuz işçiliğe yöneldik. Bizim sanayide sıkıntı olduğu zaman da işsizliği artırıyor. Yatırımı ve üretimi artırmanın yolu iç ve dış piyasaya dönük üretim yapmaktır. Onu yapmadıktan sonra, işsizlik azalmaz.

Türkiye’nin en önemli sektörü olan tekstilde, Çin etkisinden söz ediliyor…

Bizde rekabet edildiği zaman hemen aklımıza Çin geliyor. Sadece Çin rekabeti önemli değil, dünya rekabeti önemlidir. Tekstil, Türkiye’nin rekabete en açık sektörüdür. Göze en fazla tekstil batıyor. Ama hep birlikte göreceğiz. Tekstilcilerden sonra, turizmciler ağlayacak. Turizmcilerden sonra, otomotivciler ağlayacak. Bütün sektörler vagon halinde sırada bekliyor.

Bu sıkıntının temelinde yatan nedir?

Döviz kuru sanayinin belini büktü. Bu da bir iki günde düzelmez. Biz döviz kurunu 1,3’ten 2’ye çıkarsanız bile oluşan tahribat hemen düzelmez. Çünkü, sektörler çok büyük yara aldı.

Merkez Bankası’nın dövize müdahalesi çözüm mü?

Türkiye’de insanlar bazı şeyleri bilmiyorlar. Dolar alındığı zaman her şey düzelir zannediliyor. O eskidendi. Eskiden kapalı bir ekonomi vardı. Türkiye’nin parası ülkenin içindeydi. Piyasadan 2 teneke Türk lirası alırsan, 1 teneke döviz azalıyordu. Ama bugün havuzun bir ucu dışarıda. Siz havuzdan 5 teneke döviz aldığınız zaman dışarıdan 6 teneke döviz geliyor.

Niye geliyor? Türkiye’yi çok mu seviyorlar?

Hayır. Havuza parayı döktüğü zaman iyi faiz alıyor. Başka ülkenin havuzuna gönderirse iyi para kazanamıyor adam. Bizim havuza ihtiyaç olduğu kadar döviz gönderiyor.

Bütçe Şubat’ta fazla vermiş…

Sadece, Ocak ayı rakamı fazla verdi. Yıllık değil. Bir bütçe 12 aydan oluşur ve her ay değişik harcamalar yapılır. Eğer bir ay harcamaz ve parayı kısarsan, o ay fazla verirsin. Geçen yılın Ocak ayına göre, 3 milyar dolar daha az faiz ödemişsin. Bu yüzden de, Ocak ayı geçen yıl 1 milyar açık verirken bu yıl 2 milyar fazla vermiş. Ocak ayındaki ödeme Şubat ayına kaymış. Şubat ayında 6 milyar ödeyeceğiz. Bakalım, Şubat ayında da fazla verecek mi? Sonra, bizim gibi ülkelerde bütçe fazla verdi diye övünmek, ne kadar doğrudur tartışılır. Halkın ümiğine basarak bütçeyi fazla verdirirsin. ÖTV, KDV diye parayı alırsın ve halka hiçbir hizmet götürmezsin. Halktan aldığınla da faiz ödersin. Kalanı da fazla diye ortalıkta övünürsün.

Bütçe halka hizmet için yapılmaz mı?

Zaten bütün sorun burada başlıyor. Bütçe halka hizmet için yapılır. Memur maaşı ve faiz ödemek için yapılmaz. Bu bütçe Ocak ayı içinde, halka ne hizmet götürdü de fazla verdi onu soralım. Önümüzdeki yıllarda bu bütçe halka ne hizmet götürecek de fazla verecek onu soralım. Sen halktan parayı topla ve halka hiç hizmet verme. Topladığın para ile de sadece memur maaşı ve faiz öde. Bu doğru bir şey değil. Bugün Avrupa ülkeleri sınır yüzde 3 olduğu halde yani Milli Gelirin yüzde 3’ü kadar bütçe açık verebilir dendiği halde, Avrupa ülkelerinin bir çoğu yüzde 3’ün üzerinde açık veriyor ve onların bütçelerinde bizim gibi faiz ödemesi diye bir rezalet yok.

Onlar, neden açık verdiriyorlar?

Onlar halka hizmet vermek için bütçenin gelir kaynaklarının üzerine çıkarak halka hizmet götürmeye çalışıyorlar. Bizde ise halktan topladığımı harcamıyorum ve faizciye veriyorum diye övünülüyor.

Cari açık tehlikesi nedir? Son dönemde çok konuşulmaya başlandı. Açık nasıl oluşuyor?

Bize dışarıdan ucuz döviz geldiği için, biz bu dövizi yiyoruz. Bu yediğimiz para nedeniyle döviz açığımız büyüyor. Eğer dışarıdan para gelmese, bu olmaz. Ege Cansen anlatımıyla anlatalım. Soruyorlar: Efendim faizi kaça indirelim. Yüzde 4’e indirelim. Ya olur mu? ABD bile bu faizi dolara veriyor. O zaman Türkiye’ye dolar gelmez. Zaten ben dolar gelmesin istiyorum. Zaten döviz gelmezse, Türkiye’de döviz açığı olmayacak,Türkiye, kendi dövizini oluşturmak için yatırım yapacak, üretecek ve ihracat yapacak. Döviz yüzünden hem açığımız büyüyor. Hem de, yatırım ve üretimden vazgeçtik.

Reklamlar
Published in: on Mayıs 29, 2007 at 10:21 pm  Yorum Yapın  

The URI to TrackBack this entry is: https://hayreddin.wordpress.com/2007/05/29/boyle-gidersek-duvara-toslariz/trackback/

RSS feed for comments on this post.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: