İsrail’e artık dur denilmeli

Edward Said
İsrail’e artık dur denilmeli
Çarşamba, 31 Aralık 2008 13:34

60 yıl önce Avrupa Yahudileri kolektif varlıklarının bitiş noktasına ulaşmıştı.

Naziler kendilerini gaz odalarında sistematik soykırıma tabi tutacak ölüm kamplarına taşıyan trenlere çiftlik hayvanları gibi sürmüştü. Yahudiler Polonya’da biraz direniş gösterdiler, ancak diğer yerlerde öncelikle sivil haklarının kaybıyla karşılaştılar, ardından toplum için temizlenmeleri gerekli düşmanlar olarak ilan edildiler.

O vakit bütün yönlerden dünyanın en zayıf insan topluluğuydular, ancak kendileriyle kıyas edilemeyecek derecede güçlü olan devlet ve ordu yönetimlerince gücünün sınırı olmayan gizli bir düşman olarak görüldüler. Sadece Yahudilerin Almanya, Fransa veya İtalya için tehlikeli olduğu düşüncesi oldukça saçma olsa da bu düşünce o vakitler öylesine yaygındı ki bütün Avrupa, küçük istisnaları hariç, Yahudilere yapılan katliamlara sırtını döndü. Ve acı tarihi ironiler arasında faşizmin çirkin literatüründe Yahudilerin genel betimlemesi ‘terörist’ idi. Tıpkı düşmanları tarafından Cezayirliler veya Vietnamlılar için de bu kelimenin kullanılması gibi.

Bütün insanlık felaketlerinin farklılıkları var ve bu yüzden bir felaketle diğeri arasında eşitlik kurmanın hiçbir anlamı yok. Fakat Yahudilerin yakılması ile ilgili kesin gerçek, sadece Yahudiler için değil, bütün vahşeti ve trajedisi ile bu toplu cezalara dünyanın hiçbir halkının tekrar maruz kalmamasını zorunlu kılmakta. Eşitlik kurmanın bir anlamı olmasa da bu felaketlerin boyutlarındaki farklılıklarla gizli benzerliklere ve karşılaştırılmalı yönlere göz atmak oldukça önemli.

Bu pencereden bakıldığında Yaser Arafat’ın konumunda Yahudilerin durumunu görmekteyiz. Hatalarla ve kötü yönetimleriyle dolu tarihini bir kenara bırakırsak onun Yahudilerin devletinden atılmış bir Yahudi olduğu hissi oluşmakta. İsrail ordusu tarafından Ramallah’taki yıkılmış karargâhındaki ablukaya alınmasında en büyük farklılık bu kuşatma-nın Yahudi halkını temsil ettiği iddia edilen deli bir liderin plan ve uygulamaları sonucu gelmesi.

Bu karşılaştırmada abartıya kaçmak istemiyorum, ancak İsrail’in işgali altındaki Filistinlilerin zayıflık yönünden geçen yüzyılın 40’lı yıllarındaki Avrupa Yahudilerine de benzedikleri bir gerçek. İsrail’in
-ABD’nin büyük miktardaki finansmanını ve donanımını destek almış- kara, hava ve deniz kuvvetleri Batı Şeria’da ve Gazze’de korunmaya muhtaç Filistinli sivillere yıkım salmakta. Filistinliler son 50 yılda milyonlarca evladının göçe mecbur bırakıldığı hakları gasp edilmiş bir halk olarak kalırken geriye kalanlar ise 35 yıldır topraklarını işgal etmeyi sürdüren silahlı Yahudi yerleşimcililerinin ve içlerinden binlercesini öldüren işgal ordusunun merhametine boyun eğmekteler. Ayrıca İsrail binlercesini cezaevlerine atmış, binlercesine yaşamayı haram kılmış, binlercesini bütün sivil ve insan haklarını ellerinden alarak ikinci kez mülteci konumuna sokmuştur.

Şaron’un iddiaları gerçekdışı

Bununla birlikte Şaron, İsrail’in ‘Filistin terörüne’ karşı ölüm kalım savaşı verdiğini söylemeyi sürdürüyor. Acaba ortada hiçbir koruyucusu olmayan savunmasız bir halka karşı uçaklar ve yüzlerce tank gönderirken Arapları öldürmek için yanıp tutuşan bu çılgının sözünden daha komiği var
mıdır? O öyle diyor: “Onlar teröristir ve yıkıntılarla kuşatılmış çökmek üzere olan bu binadaki mütevazı zindanında bulunan liderleri de en büyük terörist.”

Arafat bütün cesaretiyle ve mücadelesiyle direnişi sürdürüyor ve Filistin halkı da bütün gücüyle onu destekliyor. Her Filistinli, liderlerine yapılan bu alçaklığı, siyasi veya askeri hiçbir gerekçesi olmayan vahşi bir fiil olarak görerek derinden hissediyor. İsrail’in böyle davranma hakkı nereden geliyor?

Aslında şartlar korkunç sembolist boyutlara sahip. Daha da kötüsü Şaron, destekçileri ve suçlu ordusu ‘Yahudi İsrailliler güçlüdürler Filistinliler ise hakir görülmüş ve kovulmuşlardan başka bir şey değildir’ diyerek tamamen sembollerin söyledikleriyle ilgileniyorlar. Belki de Şaron’un şansı beraberinde dünyanın en korkak ve ikiyüzlü siyasetçisi Peres’in bulunması. İsrail’in Filistinlilerin yaşadığı zorlukları anladığını ve kuşatmaları en az acıyla atlatarak nasıl kapatma hazırlığında olduklarını açıklayarak dünyayı tavaf etmekte Peres. Oysa şartlarda hiçbir iyileşme yok. Aksine İsrail öldürme, imha ve dolaşım yasağı eylemlerini yoğunlaştırdı. Ardında da dünyadan insani yardımlar göndermelerini istemekte! Bu ikiyüzlü çağrı İsrail işgalinin harcamalarını ilgili
yardım kuruluşlarının üstlenmesi anlamına geliyor.

McCarthy’cilik hortladı

Siyonist örgütlerin dünyanın dört bir yanındaki halk gösterilerine yanıtı artan antisemitist yakınmalar şeklinde özetlenebilir. Birkaç gün önce Harward Üniversitesi Rektörü Lawrence Summers, bazı öğretim görevlilerinin İsrail’e askeri donanım satan şirketlerden üniversitenin yatırımlarını çekmesi için önderlik ettiği kampanyayı antisemitizm olarak değerlendiren açıklamayı yaptı. Kendisi Amerika’nın en ileri ve zengin üniversitesinin rektörlük makamını işgal eden bir Yahudi, ABD’de zikredilmeyi hak eden bir antisemitizimin olmamasına karşın ‘antisemitizm’i revaca taşıma’ suçlamasıyla Siyonizm’e ve destekçilerine eleştiriler yöneltiyor. Şu anda Amerika’da bir grup İsrailli akademisyen, İsrail’in insan hakları ihlallerine karşı konuşan üniversite öğretim görevlilerine karşı McCarthy usulü kampanyalar düzenlemekteler. Kampanyayı organize edenler hocalardan ve öğrencilerden Filistinlileri destekleyen meslektaşlarına ifade ve akademik özgürlüklerine ciddi şekilde gözdağı vermelerini istemekte.

Halk ayakta, Arap liderler sessiz

Bir başka ironi ise İsrail vahşetine yönelik protestoların -son örnek Arafat’ın Ramallah’taki gurur kırıcı izolasyonu- şu an kapsamlı bir halk hareketlenmesi şeklini almasıdır. Zira binlerce Filistinli kuşatma altındaki liderlerini savunmak için Gazze’de ve Batı Şeria’nın sayılı kentlerindeki sokağa çıkma yasağına meydan okudular. Ancak Arap liderleri sessiz kaldılar. Oysa onlar İsrail ile barış hazırlığında olduklarını açıklamışlar ama Şaron’dan artan tokatlardan başka bir şey alamamışlardı. Şaron aslında şöyle düşünüyor: “Araplar ancak güçten anlar. Biz şu an güçlüyüz ve -tıpkı geçmişte bize yapıldığı gibi- onlara hak ettikleri şekilde davranacağız.”

Uri Avnery doğru söylüyor: İsrailliler şu an Şaron’un da umduğu üzere Filistinlilerin isteklerinin de bitirilmesi için Arafat’ı basamak basamak öldürüyor. Bu, başkaları tarafından durdurulmadan önce tam bir soykırım sınırına gelen bir operasyon. Şaron kendisinin Irak’la savaş durumunda Irak’a intikam saldırılarında bulunacağını ifade ediyor ve hiç kuşkusuz bu Bush’un ve Rumsfeld’in layık olduğu kâbusları harekete geçiriyor. Şaron’un bir başka ‘rejim değiştirme’ girişimi 1982 yılında yaşanmıştı. O vakit Beşir El-Cemil cumhurbaşkanıydı. Fakat El-Cemil hemen Şaron’a Lübnan’ın

İsrail’e ebediyen tabi olmayacağını bildirdi. Ardından El-Cemil suikasta uğradı ve Sabra ile Şatila katliamları yapıldı. Utanç ve kandan 20 yıl sonra İsrailliler Lübnan’dan çekilmeye zorlandı.

Birileri sesini yükseltmeli

Bütün bunları özetleme imkânı nedir? İsrail politikaları bölge için tam bir felaket getirdi. Güçlerini her artırdığında veya Filistinlilere
verdiği felaket bir yana etrafındaki yıkıntıyı her genişlettiğinde kendisine karşı duyulan nefret de arttı. Bu, kendini savunmak için değil kötülük amaçlı kullanılan bir güç. Siyonizm’in Yahudi devleti hayali -tıpkı diğer devletler gibi- Filistin’in yerli sakinlerinin liderinin halihazırdaki tablosuyla bitiyor. Son nefesine kadar etrafındaki her şeyi yerle bir eden İsrail tankları ve buldozerleri onu kuşatmakta. Şimdi uğruna yüz binlercesinin öldüğü Siyonizm’in hedefi bu mu? Tüm bunların intikam ve şiddet mantığı olduğu gayet açık değil mi ve şu an bu yaşananları izlemekten başka bir şey yapamayan acziyetin başka şeylerin olmaması için politikalar geliştirmesi gerekmez mi? Şaron bütün dünyaya meydan okumakla övünüyor. Dünya antisemitizm ve Şaron’un Yahudi halkı adına yaptığı iğrençlikler sebebiyle İsrail’i kınamamakta. Bu çirkin eylemlerin kendilerini temsil etmediğini hissedenlerin, durdurulması yönünde istekte bulunma zamanı gelmedi mi artık?

 

2003 yılında vefat eden dünyaca tanınmış ünlü yazar Edward Said’in 30 Eylül 2002’de kaleme aldığı yazısını bugün yaşananlar adına TİMETURK okuyucuları için tekrar yayımlıyoruz.

 

Published in: on Ocak 1, 2009 at 10:20 pm  Yorum Yapın  

The URI to TrackBack this entry is: https://hayreddin.wordpress.com/2009/01/01/israile-artik-dur-denilmeli/trackback/

RSS feed for comments on this post.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: