Ashâb’ın Peygamber Sevgisi

Ashâb’ın Peygamber Sevgisi


On dört asırdan beri Sevgili Peygamberimiz (Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem)in sevgisi kesintisiz devam ediyor. Hiçbir imparatorun, kralın, melikin veya bir liderin sevgisi böylesine uzun sürmedi. Bu sevgi, Ashâb-ı Kirâm’la başladı, bu güne kadar geldi ve kıyâmete kadar da devam edecek…

Peygamber Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)in uğrunda ne canlar verildi, ne gözyaşları akıtıldı. O’nun mânevî ikliminde nice peygamber âşıkları kanat çırptılar, niceleri aşk bahçesinin bülbülü oldular. On dört asırdan beri Sevgili Peygamberimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)in sevgisi kesintisiz devam ediyor. Hiçbir imparatorun, kralın, melikin veya bir liderin sevgisi böylesine uzun sürmedi. Bu sevgi Ashâb-ı Kirâm ile başladı, bu güne kadar geldi ve kıyâmete kadar da devam edecek.
Tabii sevgi husûsunda Ashâb-ı Kirâm’ın durumu bambaşkaydı. Peygamber Efendimiz’in sevgisi onların yüreklerine, kılcal damarlarına, hatta iliklerine kadar işlemişti. Onlar bu sevgilerinde samimi olduklarını, gerek hal ve hareketleriyle, gerekse yaşantılarıyla ispat ettiler. Kâinatın Efendisine karşı duydukları bu yoğun muhabbet, gönüllerinden taşarak ağızlarından şu hitap tarzıyla dökülüyordu: “Fidâke ümmî ve ebî Ya Resûlellah!” “Anam babam Sana feda olsun Ya Resûlellah!” Dünyada en sevdikleri varlıkları olan anne ve babaları dâhil her şey Onun yoluna feda idi. Bu uğurda ne canlarına ve cânanlarına aldırıyorlar, ne de mallarını ve mülklerini düşünüyorlardı. Ashâb-ı Kirâm’ın bu sevgileri, Efendimize olan bağlılıkları ve itaatleri düşmanlarını bile hayrete düşürüyordu.
Urve, Hudeybiye anlaşması için Mekke müşrikleri tarafından elçi olarak gönderilmişti. Bir taraftan anlaşma şartlarını konuşan Urve, diğer taraftan da göz ucuyla Ashab-ı Kirâm’ı dikkatle süzüyor ve onların Efendimize karşı olan tavır ve davranışlarını şaşkınlıkla izliyordu. Ashâb-ı Kirâm’ın, Peygamber Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)e karşı olan aşk derecesindeki muhabbetlerine ve bağlılıklarına hayret etti. Nitekim anlaşma şartları imzalandıktan sonra geriye döndüğünde müşriklere dedi ki: “Ey Kureyş! Ben nice sultanların ve meliklerin huzurunda bulundum. Kayser, Kisra ve Necâşî’nin meclislerini ve adamlarının durumlarını müşâhede ettim. Fakat Allâh’a yemin ederim ki hiç birinin etrafındaki topluluğun, Muhammed’in arkadaşlarının O’na hürmet gösterdikleri gibi hürmet ettiklerini görmedim. Öyle ki, şayet Muhammed bir şey söyleyecek olsa, hepsi birden o işi yapmak için koşuşuyorlardı. O’nun abdest suyunun damlasını bile yere düşürmüyor ve teberrüken ellerine yüzlerine sürüyorlardı. Şayet saçından veya sakalından bir tel düşecek olsa, hemen onu saygıyla alıp muhafaza ediyorlardı. Kısaca, ben Muhammed’in arkadaşlarının Ona gösterdikleri sevgi ve itaati, hiçbir topluluğun, reislerine gösterdiklerini görmedim.” Bir keresinde Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) sahâbesiyle birlikte oturuyordu. Bu sırada Peygamber Efendimiz Hz. Ömer (Radıyallahü anh)’ın elinden tutmuştu. O mânevî atmosfer içinde Hz. Ömer (Radıyallahü anh) içindeki sevgisini izhar etme ihtiyacını hissetti ve Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)e dedi ki:
– Ya Resûlellah! Seni, nefsim hariç her şeyden çok seviyorum!
Aslında bu büyük bir sevgi itirafıydı. Yani ana-baba-evlat-eş-dost herkesten daha çok Efendimiz’i sevmek elbette büyük işti. Ama imânın kemâl bulması için bu sevgi yetmiyordu. Ve Efendimiz buyurdu ki:
– Sizden biriniz, ben ona nefsinden daha sevgili olmadıkça kâmil mümin olamaz.
Çünkü Resûlüllah’ı her şeyden çok sevmek imânın gereğiydi. Nitekim Rabbimiz: “Peygamber, mü’minler için kendi canlarından ileridir.” (Ahzap: 6) buyurmaktadır. Bunun üzerine Hz. Ömer şöyle bir durdu. “Nasıl olurda benim imânım hâlâ kemâl bulmaz?” diye düşündü. Gönlünü yokladı ve baktı ki orada Resûlüllah’dan daha sevgili kimse yok. Bütün aşk ve samimiyetiyle çağladı:
– Sana kitap indirmiş olan Allâh’a yemin olsun ki, Sen bana nefsimden de daha sevgilisin!
Bunun üzerine Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem):
– İşte şimdi (îmânın kemâl buldu) Ya Ömer! buyurdu. Peygamber Efendimiz’in sevdalılarından olan Sevban (Radıyallahü anh) bir gün mahzun ve boynu bükük bir şekilde, yüzünün rengi atmış, beti-benzi sararmış vaziyette Allah Resûlü’nün huzuruna girdi. Onun bu halini gören iki cihanın güneşi: “Ey Sevban! Ne oldu sana?” diye sordu. Sevban (Radıyallahü anh) dedi ki: “Ey Allah’ın Resûlü! Sizi o kadar çok seviyorum ki bir an göremesem dayanamıyor, hasretinizden ölecek gibi oluyorum. O zaman evde duramıyor, koşup sizi görmeye geliyorum.” Böyle söyledikten sonra ağlamaya başladı. Peygamber Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) ona niçin ağladığını sorunca Sevban (Radıyallahü anh) şöyle dedi: “Ya Resûlellah! Birden ahiret aklıma geldi de onun için ağlıyorum. Dünyada istediğim zaman senin nur cemâlini görüp hasretimi dindirebiliyorum. Lakin ahirette, siz cennetin çok yüksek makamlarında olacaksınız. Oysa ben cennete girsem bile aşağı makamlarda olacağım. Hal böyle olunca sizi görmek arzu ettiğim zaman eğer göremezsem, hasretinize nasıl dayanacağım? İşte bu aklıma geldi de, onun için ağlıyorum.” Bunun üzerinde Peygamber Efendimiz (Aleyhissalâtü Vesselâm) sükût etti. Ve bir müddet sonra şu âyeti kerime nazil oldu: “Kim Allâh’a ve Rasûlü’ne itaat ederse, işte onlar ahirette Allah’ın kendilerine özel ihsanlarda bulunduğu peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salihlerle beraber olacaktır. Onlar ne güzel arkadaştır!” (Nisa: 69)
İşte sahabe böyleydi. Efendimize karşı duydukları sevgi ve muhabbet öylesine kuvvetliydi ki, âyetlerin nâzil olmasına sebep oluyordu. İşte bu âyet-i kerimeyle, kıyamete kadar gelecek olan bütün peygamber aşıkları teselli ediliyor, ahirette Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem)le beraber olabilecekleri müjdeleniyordu. Hurma kütüğü bile O’na meftundu, ayrılığına dayanamamıştı. Peygamber Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) önceleri Mescid-i Nebevî’de hutbe okurken, minber olmadığı için bir hurma kütüğüne dayanır öyle hutbe okurlardı. Daha sonra üç basamaklı bir minber yapıldı. Ashâb-ı Kiram’ın hepsi cuma günü Mescid-i Nebevî’de toplanmışlardı. Peygamber Efendimiz, (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) hutbe îrâd etmek için yeni minbere çıktıklarında, eskiden dayandığı kuru hurma kütüğü deve yavrusunu andıran bir sesle ağlamaya ve inlemeye başladı. Öyle ki; mescidde olan herkes hurma kütüğünün iniltisini işitti. Fakat bu inilti bir türlü kesilmiyordu. Bunun üzerine âlemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz minberden inip hurma kütüğünün yanına geldi, mübarek elleriyle hurma kütüğünü okşayıp kucakladı. Böylece hurma kütüğü teselli olup sakinleşti ve sustu. Kuru hurma kütüğünün, Peygamberimiz’e olan bu muhabbetini ve aşkını gören Ashâb-ı Kirâm gözyaşlarını tutamadılar. Peygamber Efendimiz, (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Nefsim yed-i kudretinde olan Allâh-ü Teâlâ’ya yemin ederim ki, eğer gelip onu kucaklamasaydım, Benden ayrılmaya dayanamaz, hasret ve hüznünden dolayı kıyamete kadar inlerdi.”
Rivayet edilir ki: Bu hurma kütüğü, daha sonra Efendimizin emriyle oradan çıkarılıp minberin altına gömüldü. Hasan-ı Basrî (rahmetullahi aleyh) bu olayı anlatınca ağlar ve şöyle derdi: “Ey Allah’ın kulları! Bir kütük bile Peygamber Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)in Allah katındaki kıymetini biliyor da, O’nun hasret ve şevkinden böylesine inliyor. Biz O’na kavuşma arzusu ile daha çok yanıp tutuşmalı değil miyiz?”
Bir başka Peygamber aşığı Zeyd b. Sefine (Radıyallâhü anh)… Hz. Zeyd’i idam edecekleri sırada, henüz Müslüman olmamış olan Ebu Süfyan sordu:
– Allah adına doğru söyle! Senin yerine Muhammed’in boynu vurulsaydı da, sen serbest bırakılarak çoluk çocuğunun yanında olmayı istemez miydin?
Hz. Zeyd bunu duyunca aslan gibi kükredi:
– Allâh’a yemin olsun ki! Benim, evimde çoluk çocuğumla rahat rahat oturmama karşılık değil boynunun vurulması, O’nun vücuduna bir dikenin batmasına dahî razı olamam!
Ebu Süfyan hayretler içinde mırıldandı: “Muhammed’in arkadaşlarının O’nu sevdiği kadar, kimsenin bir başka kimseyi sevdiğini asla görmedim.”
Bir keresinde sahâbe-i kirâmdan birisi geldi ve: “Ya Resûlellah! Kıyamet ne zaman kopacak?” diye sordu. Efendimiz ona “Ne hazırladın?” buyurdu. O kimse dedi ki: “Ben öyle çok fazla namaz, oruç ve sadaka hazırlayamadım, ama Allah ve Resûlünü çok seviyorum!” Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem): “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” buyurdu. Hz. Enes (Radıyallâhü anh) Efendimiz’in bu hâdis-i şerifini kastederek: “Sahâbe-i Kirâm bu söze sevindikleri hiçbir şeye sevinmemişlerdi.” diyor.
Efendimizle dünyadayken görüşenler var
Evet, kişi ahirette sevdiğiyle beraber olacak. Ama Muhammed Mustafa’yı sevenler dünyada da beraber oluyorlar. O’na âşık olup gönül vermiş, saçından tırnağına kadar sünnete boyanmış, her hâlini ve hareketini Peygamberimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’e benzetmiş olan nice Allah dostlarından bu dünyada görüşenler var.
İşte onlardan birkaçı…
Ebu’l-Hasan-ı Şâzelî diyor ki: “Resûlüllah’ın mübarek cemalleri bir an gözümün önünden gitse, kendimi mahvolmuş sayarım. Çünkü bütün varlığımı O’na borçluyum. Ayçiçeğinin açılıp kapanmasının güneşe programlandığı gibi, ben de hayatımı O’nu takip ve müşahedeye borçluyum. O (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) gönlümde batarsa, ben de bittim demektir.”
İmâm-ı Süyûtî’de: “Peygamber Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’i yirmi sekiz defa gördüm. Bu görmek rüyada değil, uyanık iken oldu.” diyor.
Hanefî fakihlerinden İbn-i Âbidin ise şöyle diyor: “Namaz kılarken tahiyyâta oturduğumuzda “Esselâmü Aleyke Eyyühennebiyyü” (Ey Nebî! Selâm Senin üzerine olsun) derken, o sırada eğer ben Peygamber Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’i göremesem, o kıldığım namazı iâde ederim.”
Osmanlı sultanlarından, adını tarihe altın harflerle yazdıran büyüğümüz Yavuz Sultan Selim Han, aşk ateşiyle yana yana haykırıyor: “Ya Rasûlallah! Bin tane başım olsa, onların hepsi değil senin ayak tozuna, kapında havlayan köpeğinin ayak tozuna feda olsun.”
Tabi esas mesele bu sözü telaffuz edip söylemek değil, gerçekten de gönlünde o sevgiyi ve muhabbeti hissedebilmektir. Sultan Selim Han böyle diyordu ama, ardından da şöyle bir iddiada bulunuyordu: “Padişahlık yaptığım süre zarfında yirmi dokuz tane seferim oldu. Ve Peygamber Efendimizden mânevî işaret almadan tek bir sefere bile çıkmış değilim.”
Mısır seferine çıktıklarında önlerinde bitmek tükenmek bilmeyen bir çöl denizi vardı. Yıllardan beri bir damla yağmur yağmamış olan Sînâ çölü, kurak ve çoraktı. Kum fırtınaları etrafı kasıp kavuruyordu. Gündüzleri dayanılmayacak kadar sıcak, geceleri ise donduracak kadar soğuktu. Sultan Selim Han tüm bu olumsuzluklara rağmen, arkasında Osmanlı ordusuyla adeta alev alev yanan Sînâ çölüne daldı. Ordu epeyce bir müddet ilerlemişti ki, Sultan Selim birden atından atladı ve yürümeye başladı. Bunun üzerine ardından gelen askerler de bineklerinden indiler ve yaya olarak yürümeye başladılar. Bir müddet yollarına böyle devam ettiler ama yol bitecek gibi değildi, padişah atına binmediği için kimse atına binmiyordu. Tabi bu çöl sıcağında ordu harap ve bitap hale gelince; vezirler, paşalar sultanın huzuruna giderek uygun bir lisan ile dediler ki: “Sultanım asker çok yoruldu, yürüyecek tâkatleri kalmadı. Lütuf buyurup atınıza binerseniz, askerler de binecekler.” Bunun üzerine Sultan Selim Han sükûnet ve edeple dedi ki: “Fahr-i Kâinat Efendimiz önümüzde yaya yürürlerken, biz nasıl ata bineriz!”
O büyükler işte böyleydi. İstediği zaman Peygamber
Efendimizle göz göze gelebiliyordu. Kimsenin geçmeye cesaret edemediği o uçsuz bucaksız sahraları, Resûlüllah’ın rehberliğiyle geçtiler, aşılamayacak yolları O’nun yardımıyla aştılar ve nice savaşlar kazanıp muzaffer oldular.
Rabbim bizlere de, kâmil îmânın gerektirdiği şekilde Habîbini sevmeyi ve şefaatine mazhar olmayı nasip eylesin. Âmin!
Fî Emânillah!

 

 

Copyright © Arifan Dergisi Tüm hakları saklıdır.

Yayınlanma:: 2008-05-01 (407 okuma)

[ Geri Dön ]

Content ©
Published in: on Şubat 12, 2009 at 8:49 pm  Yorum Yapın  

The URI to TrackBack this entry is: https://hayreddin.wordpress.com/2009/02/12/ashab%e2%80%99in-peygamber-sevgisi/trackback/

RSS feed for comments on this post.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: