İMAN ESASLARI – OCAK 2008

İMAN ESASLARI – OCAK 2008

 

Şüphesiz bu dünyaya gelen her insan için ilk olarak elde etmesi gereken en önemli şey imandır. Dünya ve ahiret saadeti bu imanla yaşayıp bu imanla ölmeye bağlıdır. Ameller hususunda müsamaha varsa da, itikat hususunda hiçbir yanılmanın ve eksikliğin affı yoktur.
Bundan dolayı şirkin dışındaki günahlar hakkında Allah’ın dilemesine bağlı olarak af ve mağrifet sözü varsa da, şirk üzere ölenin asla affedilmeyeceği, Cennet yüzü görmeyip Cehennemden çıkamayacağı kesindir.
Öyleyse ebedî kurtuluş arayan herkesin her şeyden evvel îman konusu üzerinde durarak Allah indinde yüzünü ak edecek sağlam bir inanca sahip olması gerekir. Ancak şu var ki, her “inandım” diyenin îmânı Allah katında muteber değildir.
Resûlallah Sallallâhü Aleyhi ve Sellem’de, arkasından ümmetinin yetmiş üç fırkaya ayrılacağını, bunlardan yetmiş ikisinin delâlette kalıp “Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaat” tan ibaret olan tek bir fırkanın kurtulacağını defaatla açıklamıştır. İşte bu köşemizde sizlere, bu Fırka-i Nâciye (kurtulacak fırka) nın neye, nasıl inandıklarını ve bu cemaatten olabilmek için inanılması gereken şartların neler olduğunu, madde madde açıklayacağız.
Mevla Teâlâ’nın izniyle; burada sizlere beyan edeceğimiz hususları öğrenip bellemeden ve bu şekilde inanmadan, kim olursa olsun, aklı, zekâsı ve rütbesi ne olursa olsun, hiçbir ferdin ahirette kurtulması mümkün değildir.
O halde Allah ve Resulü tarafından bize sarkıtılan bu ipe sımsıkı tutunarak istenilen sağlam inanca sahip olmalı ve bu mârifetlerden mahrum kalmamalıyız.
Bu mevzuda Ehl-i Sünnet ulemâsının kaleme aldığı pek çok eserler mevcuttur. Ama biz sizlere bu konuları kısa, öz ve herkesin anlayacağı bir şekilde maddeler halinde arz edeceğiz.
Mevla Teâlâ cümlemizi, Ehl-i Sünnet inancıyla yaşayıp bu itikatla ölmek nimetine mazhar kılarak, ebedî azaptan kurtulanlardan eylesin.
İtikat (İnanç)
Din: Allâh-ü Teâlâ tarafından konulan bir kanundur ki, insanlara yaratılışlarındaki gaye ve hedefi, Allâh-ü Teâlâ’ya ne suretli ibâdet yapılacağını bildirir.
Din, insanları güzel olanı seçmeleriyle, hayırlı olan şeylere götürür.
Bu ilâhî kanunu Peygamberler vahiy suretiyle Cenâb-ı Hak’tan öğrenerek insanlara ulaştırmışlardır.
İman: Allâh-u Teâlâ’ya ve Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Selem’in Allâh-ü Teâlâ tarafından getirdiği “Ahkâm’ı İlâhiyye” (İlahî hükümler) in tamamına inanmak ve kabullenmekten ibarettir.
İslam: İmanla aynı manadadır. Dolayısıyla her mümin, müslim; her müslim de mümindir. Gerçi lügat itibarıyla iman, inanmak; İslâm ise teslimiyet ve boyun eğmek anlamlarına gelmekteyse de din açısından ikisinin de hükmü birdir.
İman Şartları
Bilindiği üzere iman şartları altıdır:
1 – Allah’a İnanmak
Tabi ki Allah’a inanmak için evvela onu tanımak lazımdır. Yahudi ve Hıristiyanlar da Allah’a inandıklarını söylüyorlar; lakin “Allah’ın oğlu ve hanımı var” şeklindeki sapık inançlarından dolayı, Allah’a inandıklarını söylemeleri mûteber sayılmamıştır.
Dolayısıyla Allah’a inanmak, O’nun “Varlığına, birliğine, doğmadığına, doğrulmadığına, oğlu kızı ve hanımı bulunmadığına, eşi dengi olmadığına, bütün kemâl sıfatlarla muttasıf olup, bütün noksan sıfatlardan münezzeh olduğuna” inanmak demektir.
O halde Allâh-ü Teâlâ hakkında şuna inanmalıyız ki, “Allâh-ü Teâlâ varlığı vacip olan, yokluğu düşünülemeyen ve varlığı zâtından olup hiçbir kimseye muhtaç olmayan bir zattır.” Allah-ü Teâlâ tektir. Zâtında da sıfatlarında da hiçbir ortağı yoktur.
Allâh-ü Teâlâ hiçbir icap (kimsenin zorlaması) olmaksızın dilediğini yapan, hiç şüphesiz mahlûkatı yaratan ve her yaptığını bir hikmete dayalı olarak yerli yerinde yapandır.
2 – Meleklere İnanmak
Melekler, değişik şekillerde görülebilen, zor işlere Allah’ın izniyle güçleri yeten latif cisimler (Nûrânî varlıklar) dır. Melekler, erkeklikten, dişilikten, yemekten, içmekten, abdest bozmaktan, doğmaktan, doğurmaktan münezzehtirler. Gece gündüz hiç durmadan tesbih ederler. Allah’a isyan etmezler, emrolunanı yaparlar.
Meleklerden kimisi Hak Teâlâ’yı bilmek ve O’ndan gayrisiyle meşgul olmaktan son derece sakınma vasfında müsteğrak olmuş (dalmış) dırlar.
Onlardan bazısı Rabbisinin emriyle işleri tedbir etmekte (yönetmekte) dir. Onlardan kimisi semâvî (gök ehli), kimisi de erazî (yer ehli) dir. Meleklerin Peygamberleri (büyükleri) başlıca dört tane olup, bunlardan Cebrail (Aleyhisselâm), Peygamberlere vahiy getirmek, harp ve zelzele gibi âfetleri yönetmekle, Mîkâil (Aleyhisselâm), rızıkları takip etmekle, İsrâfil (Aleyhisselâm) kulların amellerini kontrol ile Azrâil (Aleyhisselâm) ise ruhları almakla görevlidirler.
Melekler Allâh-ü Teâlâ’dan izinsiz hiçbir şeyi kendiliklerinden yapamadıkları için herhangi bir nedenle onlar hakkında kötü konuşmak ve onlara düşman olmak, gerçekte Allah’a düşmanlık sayıldığından insanı dinden çıkarır. Bu husus Yahudilerin Cebrâil (Aleyhisselâm)’a düşmanlığı ile ilgili olarak Bakara suresinin 97-98 ayet-i kerimelerinde zikredilmiştir.
3 – Kitaplara İnanmak.
Allâh-ü Teâlâ yüz dört kitap indirmiş olup bunların dördü büyük kitap yüzü ise sahifelerden ibarettir.
Bu kitaplarda Allâh-ü Teâlâ’nın emir ve nehiyleri (yasakları) vaad ve va’idi (müjde ve tehditleri) mevcut olup, hepsi Allâh-ü Teâlâ’nın kelamıdır.
Bu kitaplara karşı vazifemiz, onların Allâh-ü Teâlâ’dan geldiğine inanıp, Kur’ân-ı Kerim de Muhammed Sallallâhü Aleyhi ve Sellem’e indirilmiştir.
Kur’ân-ı Kerim’in bütün ayetlerine inanmak gereklidir. Bir ayetini inkâr, tümünü inkâr sayılır.
Dolayısıyla namaz, abdest ayetlerine inanıp da, fâizin harâmiyeti gibi, muâmelatla, hırsızın kolunun kesilmesi gibi, ukûbât (cezalar) la ilgili ayetleri inkâr etmek, insanı iman dairesinden çıkarır ve kâfir eder. Çünkü fâizin yasaklığı, Bakara suresinin 275. ayetinde, kol kesme cezası da Mâide suresinin 38. ayetinde zikredilmektedir.
İslâm dini ve Allah’ın yolu anlamına gelen “Şeriat”ı inkâr etmek de insanı îman dairesinden çıkarır. Zîra Şeriat’a uymak, Câsiye suresinin 18. ayeti kerimesinde Peygamberimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem’e, dolayısıyla bütün ümmetine Allâh-ü Teâlâ’nın en büyük emirlerinden biridir.
4 – Peygamberlere İnanmak
Allâh-ü Teâlâ’nın resullerine iman, onların “Allâh-ü Teâlâ tarafından kullarını müjdeleyici ve korkutucu, onlara din ve dünya işlerinden muhtaç oldukları bilgileri açıklayıcı olarak gönderilmiş kullar” olduklarına inanmaktır.
Peygamberlerde Aranan Şartlar

  1. Erkeklik
  2. Hür olmak,
  3. Doğruluk,
  4. Emânet (güvenilirlik),
  5. Adâlet,
  6. Tebliğ (kimseden çekinmeden hakkı duyurma),
  7. Akıl, zeka, fetânet ve görüş gücünün zirvesine ulaşmak.

Peygamberlerde Olmaması Gereken Vasıflar

  1. Ana-babasının zinâya bulaşması,
  2. Katılık, kabalık, sertlik gibi kötü huylar,
  3. Alaca ve cüzzam gibi insanları nefret ettiren ayıplar,
  4. Yol üzerinde yemek yemek gibi mürüeti ihlal eden (kişiliğe zarar veren) işler,
  5. Hıcâmet (Kan almak) gibi düşük mesleklerle iştigal,
  6. Ümmetin kabulünü engelleyecek her türlü amel ve vasıf. Şu bilinmelidir ki peygamberler genel manada küfrün ve yalanın bütün çeşitlerinden, büyük günahlardan ve bir lokma çalmak gibi insanları nefret ettiren küçük günahlardan ve diğer küçük günahları kasten işlemekten müberra (uzaktır) tırlar.

Peygamberlerin ilki Âdem Aleyhisselam olup, sonuncusu Muhammed Sallallâhü Aleyhi ve Sellem’dir.
Bu ikisi arasında bir rivayete göre “Yüz yirmi dört bin” bir rivayete göre ise: “iki yüz yirmi dört bin” peygamber gelmiştir.
Sayıları hakkında kesin bir rakam vermeyip, “Allah tarafından gönderilen bütün peygamberlere inandım.” Demek daha uygundur.
Bu Peygamberlerin hepsine inanmak gerekli olup, birini inkâr hepsini inkâr sayılır. Bu Peygamberlerin Allah Celle Celâlühü tarafından getirdikleri ayetlere inanmak gereklidir.
Dolayısıyla Peygamber Sallallâhü Aleyhi ve Sellem’in buyurduğu kesinlikle bilinen sağlam senetli hadisleri inkâr etmek, Kur’ân ayetlerini inkâr gibi insanı kâfir eder. Peygamberlerden üç yüz on üç tanesi hem Resul hem de Nebî olup, diğerleri sadece Nebî’dir.
Resul: “Kendisine yeni bir kitap veya değişik bir hüküm vahyedilen kimsedir.” Nebî ise: “Kendinden evvelki Peygamberin Şeriatına uymakla emrolunan kimsedir.”
Kur’ân-ı Kerim’de isimleriyle anılan ve nübüvvetleri hususunda ittifak bulunan peygamberler yirmi beş tanedir. Bunlar sırasıyla şöyledir;

  1. Âdem (Aleyhisselâm)
  2. Nuh (Aleyhisselâm)
  3. Hud (Aleyhisselâm)
  4. İdris (Aleyhisselâm)
  5. Salih (Aleyhisselâm)
  6. İbrahim (Aleyhisselâm)
  7. İsmail (Aleyhisselâm)
  8. İshak (Aleyhisselâm)
  9. Yakup (Aleyhisselâm)
  10. Yusuf (Aleyhisselâm)
  11. Musa (Aleyhisselâm)
  12. Harun (Aleyhisselâm)
  13. Şuayb (Aleyhisselâm)
  14. Zekeriye (Aleyhisselâm)
  15. Yahya (Aleyhisselâm)
  16. İsa (Aleyhisselâm)
  17. Davud (Aleyhisselâm)
  18. Süleyman (Aleyhisselâm)
  19. İlyas (Aleyhisselâm)
  20. Elyasa’ (Aleyhisselâm)
  21. Zülkifl (Aleyhisselâm)
  22. Eyyüb (Aleyhisselâm)
  23. Yunus (Aleyhisselâm)
  24. Lut (Aleyhisselâm)
  25. Muhammed (Aleyhisselâm)

Resullerden beş tanesi, “Ûlü’l-Azm” olup bunlar da Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve Muhammed Mustafa Sallallâhü Aleyhi ve Sellem’dir.
Bunların en üstünü ise hiç şüphe yok ki, kâinatın efendisi sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa’dır.
5 – Ahiret Gününe İnanmak Öldükten sonra dirilip Allâh-ü Teâlâ’nın huzurunda hesaba çekilerek, herkesin yaptığının karşılığını bulacağı ahiret âlemine inanmak, Allâh-ü Teâlâ’ya inanmak gibi zarûri bir meselidir.
Maalesef, günümüzde Müslüman olduklarını söyledikleri halde, öldükten sonra dirilmek hakkında şüphesi olanlar vardır. Hâlbuki bu husus şüphe kaldırmayıp iman esaslarından biri olarak “Amentü”de yer almıştır.
Nitekim altı esas sayıldıktan sonra okunan “Ölümden sonra dirilmek haktır” cümlesi de ahirete imanın önemine dikkat çekmektedir.
6 – Kader Hayır ve Şerrin yaratılmak bakımından Allah-ü Teâlâ’dan olduğuna inanmak
Kader, Allah’ın sırlarından bir sır olup, bu hususta çok konuşup yorum yapmaya müsait değildir.
Ancak her Müslüman’ın şuna inanması gerekmektedir ki, âlemlerin yaratılmasından sonsuza kadar olup bitecek hiçbir şey rastgele olmayıp, her şey Allâh-ü Teâlâ’nın kaderiyle, takdiriyle, ayarlamasıyla, düzenlemesiyle, irâdesiyle ve kudretiyle meydana gelmektedir.
Dolayısıyla yaratılmak bakımından da şer de, iyi de, kötü de, sevap da günah da Allah (cc) tarafındandır.
Ancak Allâh-ü Teâlâ kulun yaptığı hayırdan râzı olup şerre rıza göstermemektedir.
Hal böyleyken, imtihan olsun için kulun yapmak istediği ve gücünü kullandığı kötülükleri yaratmaktadır.
Mevlâ Teâlâ kulunu günah işlemeye zorlamayıp, şer olan şeyleri kulunun irâde ve kudretini (istek ve gücünü) kötüye kullanması neticesinde yarattığından, hiçbir şekilde mesul değildir. Kullar ise yaptıklarından sorumlu olacaklardır.
Mevlâ Teâlâ kulunu günah işlemeye zorlamaz. Şer olan şeyleri de, kulunun kendi irâdesini kötüye kullanması neticesinde yarattığından, mesul olan yaratan değil, şer işlemeyi tercih edendir. Dolayısıyla kullar yaptıkları her şeyden sorumlu olacaklardır.
DEVAM EDECEK… 

 

 

Copyright © Arifan Dergisi Tüm hakları saklıdır.

Yayınlanma:: 2008-01-30 (97 okuma)

[ Geri Dön ]

Published in: on Şubat 12, 2009 at 9:06 pm  Yorum Yapın  

The URI to TrackBack this entry is: https://hayreddin.wordpress.com/2009/02/12/iman-esaslari-ocak-2008/trackback/

RSS feed for comments on this post.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: