İMAN ESASLARI – ŞUBAT 2008

İMAN ESASLARI – ŞUBAT 2008

 

Îman esaslarıyla alâkalı konumuza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bu bölümde “Îtîkâdî mezhebler”den bahsedeceğiz. Ancak sizlerin meseleyi daha iyi anlamanız ve istifade etmeniz açısından konuları soru cevap şeklinde arz etmek istiyorum.

Îtikâdi mezhepler kaç kısımdır?
İki kısımdır “Ehl-i Sünnet”, “Ehl-i Bid’at”

Ehl-i Sünnet ne demektir?
Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Selem) ve ashabının gittiği yoldan gidenlerdir.
Zira Avf İbn-i Malik (Radıyallahu Anh)dan rivâyet edilen bir hadis-i şerifte Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Selem) şöyle buyurmuştur. “Yahudiler yetmiş bir fırkaya ayrıldılar. (Bunlardan) biri Cennette, yetmişi ateştedir.
Hıristiyanlar da yetmiş iki fırkaya ayrılmıştır.
(Onlardan da) yetmiş bir fırka ateşte, biri cennettedir. Muhammed’in canı (kudret) elinde bulunan (Allâh-ü Teâlâ)’ya yemin ederim ki, elbette benim ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Bir fırka Cennette yetmiş iki fırka ateştedir.
Bunun üzerine: “Ya Resûlullah! Cennette olan fırka kimlerdir?” diye sorulduğunda, Resulûllah: (Sallallahu Aleyhi ve Selem): “(Ehl-i Sünnet Ve’l) cemaattir.” diye cevap verdi. (İbn-i Mace, Fiten: 17, No: 3992 2/1322 Ebu Davud, Sünnet: 1 No: 4596 2/608 Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned No: 8404 3/229)
Abdullah İbn-i Amr (Radyallahu Anh)dan rivâyet edilen diğer bir hadis-i şerifte de Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Selem) şöyle buyurmuştur. “Yakında benim ümmetim yetmiş üç fırkaya bölünecektir ki, bunlardan biri dışında hepsi ateştedir.”
O zaman: “O bir hangisidir?” diye sorulunca, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Selem): “Bugün, benim ve ashabımın, üzerinde bulunduğu (yoldan gidenler)dir.” Buyurdu (Ali el_müttekî, Kenzül-Ummal No: 1060, 1/211)

Ehl-i Sünnet Kaç kısımdır?
Üç kısımdır.
1 – Selefiyye,
2 – Mâtürîdiyye,
3 – Eş’ariyye.

Selefiyye kimlerdir?
Ashab-ı Kiram ve tabiîn’in mezhebini kendilerine mezhep edinmiş fakîhler (fıkıh âlimleri) ve muhaddisler (hadis âlimleri)dir.
Bunlar, Allâh-ü Teâlâ Hazretlerinin isimlerini ve sıfatlarını âyet ve hadislerde beyan edildiği üzere Allah-ü Teâlâ’nın şanına uygun bir şekilde ispat edip, te’vile (yorum yapmaya) kalkışmayanlardır.
Meselâ: Ebu Hureyre (Radıyallahu Anh)ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Selem) şöyle buyurmuştur: “Gecenin son üçte biri kaldığı zaman (imsak vaktinden önceki vakitlerde) Ulu ve Yüce olan Rabbimiz her gece dünya semasına (şekilden, münezzeh olduğu halde) iner ve: “Bana kim duâ eder ki, onun duâsına icabet edeyim! Benden kim hacet (dilek) ister ki, ona (dileğini) vereyim! Benden kim mağrifet diler ki, onu mağrifet edeyim!” buyurur. (Buharî, Teheccüd: 14 no: 1094 1/384, Müslim, Selâtü’l-Müsafirîn: 24 No: 758 1/521 Ebu Davut, Sünnet: 21 No: 4733 2/647 Tirmizî, Deavât: 79 No 3498 5/526 İbn-i Mace, İkametü’s-Salât: 182, Kur’an: No: 496 Shf. 130 Ahmed İbn-i Hanbel No: 7626 3/90)
Selefiyye mezhebi bu hadis-i şerifte geçen “Rabbimiz iner.” Sözünü hakiki manasından başka bir mana ile te’vil etmeyip, “Rabbimiz, keyfiyetini (şeklini) bilmediğimiz bir halde iner.” Diyerek bu inişi Allâh-ü Teâlâ’nın şanına yakışır bir şekilde ifâde etmişlerdir.
Yine böylece âyet ve hadislerde Allâh-ü Teâlâ’ya isnad edilen el, yüz, ayak gibi ifadeler bu kabildendir.

Ebû Mansur-u Matürîdî kimdir?
İmam Ebû Mansur-u Matürîdî’nin adı Muham-med’dir. Hicretin 280. yılında, Buhâra ilçelerinden bir ilçe olan Matürid’de doğmuştur. Ve bu köye nisbet edilerek kendisine: “Matürîdî” denilmiştir.
Ehl-i Sünnet îtikâdını müdafaa etmekte ve bâtıl inançları aklî deliller getirerek reddetmekte büyük çaba göstermiş ve bu hususta önemli kitaplar yazmıştır. Bu itibarla Mâverâü’n-Nehr’de Hanefîlerin imamı olmuştur.
Binaenaleyh Hanefî mezhebinde bulunan Müslümanların çoğunluğu inanç ve itikatta Ebû Mansur-u Matürîdî’ye bağlıdırlar.
Hicri 333 yılında Semerkant’ta vefat etmiştir. Üstadımız Hacı Mahmud Efendi Hazretleri ile birlikte, kabri şerifini ziyaret etmek bu fakire nasip olmuştur.

İmâm-ı Eş’arî kimdir?
İmâm-ı Eş’arî’nin ismi Ali, babasının adı da İsmâil’dir. Hicretin 260. yılında Basra’da doğmuş, 324 yılında Bağdat’ta ansızın vefat etmiştir.
Kendisi Şafiî mezhebine bağlı idi. Malikî ve Şafiî mezhebine bağlı olanların hemen hemen hepsi, Hanefî’lerin bir kısmı ve Hanbelîlerin bazı ileri gelenleri itikat konularında İmam Ebu’l-Hasen El-Eş’arî’ye uyarlar.

Eş’arîler kimlerdir?
Ebu’l-Hasen El-Eş’arî’yi itikat hususunda imam kabul eden kişilerdir.

Matürîdî mezhebi ile Eş’arî mezhebi arasındaki ihtilâflar nasıl yorumlanmalıdır?
Bu iki mezheb arasında temel prensiplerde ayrılık yoktur. Ancak; ikinci derecede bulunan bazı meselelerde, görünüşteki ifade değişikliğine dayanan ayrılıklar var ise de, her iki mezhebin hedefleri birdir.

Ehl-i Bid’at kimlerdir?
Asr-ı Saadetten sonra ortaya çıkmış, Şer’î bir delile dayanmayan bazı inanç ve davranışları benimseyen gruplardır.
Diğer bir ifade ile Sünnî kelâmcılara göre: Allâh-ü Teâlâ’yı bir şeye benzetme veya Allâh-ü Teâlâ’yı cisim olarak kabul etme gibi aşırı görüşlere sapmayan Selef âlimleri ile, Matürîdîye ve Eş’arîye dışında kalan fırkaların tamamı Ehl-i Bid’at’dır.

Ehl-i Bid’at’ı, Ehl-i Sünnet’ten ayıran temel özellikler nelerdir? Bu özellikleri aşağıdaki ana noktalarda toplamak mümkündür.
1 – Nasların (Âyet ve Hadislerin) rûhuna ve İslâm’ın temel yönelişlerine vâkıf olmamak.
Nitekim Mutezile’nin, mürtekib-i kebîre (büyük günah işleyen bir kimse) yine mümin ne de kâfir saymaları bu kabildendir.
Halbuki bir çok âyet-i kerime ve hadîs-i şeriflerde hiçbir günahın insanı dinden çıkartmayacağı açıkça belirtilmiştir.
2 – Yabancı kültürlerin etkisi altında kalıp ayet ve hadisleri uzak yorumlarla te’vil etmek.
Ehl-i Sünnet dışı fırkalardan biri olan Mutezile fırkasının: “O gün bir takım yüzler aydındır. Rabbisine bakıcıdır.” (Kıyamet suresi: 22-23)
Ayet-i kerimelerini: “Rablerinin emrini bekleyicidirler.” diye te’vil etmeleri son derece yanlıştır ve uzak bir yorumdur.
3 – Kur’an’ın kendisine has üslûp ve Arap dilinin ifâde özelliklerine bakmaksızın bazı ayetlerin ve hadislerin zâhirine takılıp kalmak.
Yine aynı fırkanın: “Gözler O’nu idrak edemez” (En’am suresi: 103’den) Ayet-i kerimesini: “Gözler Allah-ü Teâlâ’yı göremez” diye tefsir etmeleri, Arap dilinin özelliklerini göz ardı etmelerindendir.
Zira idrak; anlamak ve kavramak manalarına gelmektedir ki, burada Allâh-ü Teâlâ’nın öz zâtının kimse tarafından idrak edilemeyeceği, tam manasıyla anlaşılamayacağı, gören göz tarafından kuşatılamayacağı açıklanmak istenmiştir.
Yoksa şekilsiz, örneksiz ve idraksiz bir görme reddedilmemiştir. Aksine birçok ayet ve hadislerde bu husus ispat edilmiştir.
4 – Âyet ve hadislerin yorumlanmasında peşin ve indî görüşleri, âyet ve hadislerin murat (kastedilen) manalarına hakim kılmak.
İbn-i Teymiye ve Ehl-i sünnet dışı îtikâda sahip olan yandaşlarının: “Rahman arşın üzerine istiva etti.” (Taha Suresi: 5)
Âyet-i celîlesine: “Rahman arşın üzerine oturdu.” diye mana vermeleri ve birçok hadis-i şeriflerde: “Allâh-ü Teâlâ’nın nüzûlü” ile ilgili geçen ifâdeleri, bildiğimiz manada inmekle tefsir etmeleri, âyet ve hadislerden kastedilen manaları anlamamazlıktan gelmektedir. (Kevserî, Mekâlât, Fitenül Mücessime, sh. 397) Zira burada anlatılmak istenen, Allâh-ü Teâlâ’nın, zâtına lâyık bir istiva ile arşa hükmetmesidir.
Oturmak, kalkmak, inmek, çıkmak gibi işler ise sonradan yaratılanlara mahsus olduğundan “O’nun (Allâh-ü Teâlâ’nın) benzeri hiçbir şey yoktur.” (Şura Suresi: 11) âyet-i kerimesiyle Allâh-ü Teâlâ’dan uzak tutulmuştur.
Yine böylece zamanımızda bulunan bazı kimselerin, Mehdî ve Deccal ile ilgili hadis-i şerifleri kendi görüşlerine göre yorumlamaları, gerçek Mehdî ile hiç alâkası olmayan kimseleri Mehdî ilan edip, hakiki Deccal’dan çok uzak olanları Deccallıkla vasıflamaları, Ehl-i Sünnet’in görüşlerine hiç uymamaktadır.
Evet! Hazreti Mehdî’den evvel onun öncüsü olmak üzere bir takım Mehdî denebilecek âlimler, Deccal’dan önce de onun hazırlıkçısı olan Deccalların çıkacağı hadis-i şeriflerde zikredilmiştir.
Fakat gerçek Mehdî’nin kıyâmete yakın çıkacağı, hakîki Deccal ile savaşacağı ve Îsâ (Aleyhisselam)ın ona yardım etmek üzere gökten ineceği hakkında, inkârı insanı kâfir edecek derecede katî ve mütevatir hadis-i şerifler bulunmaktadır ki, biz bunların bir kısmını “Nüzû’l-ü Mesih” isimli risalemizde kaynaklarıyla açıklamışızdır. Bu sapık görüşlü fırkaların iddiasına göre ise, Mehdî de, Deccal da gelmiş geçmiş, fakat ne Îsâ (Aleyhisselam) inmiş, ne de kıyamet kopmuştur.
5 – İslâm’ın ilk neslini oluşturan ve onu her yönüyle sonraki nesillere aktaran Ashâb-ı Kiram (Radıyallahu Anhüm)’a karşı iyi niyetli olmamak.
Onların, özellikle dni ilgilendiren rivâyet, anlayış ve uygulamalarına değer vermeyip, kendi indî yorumlarını onların üstünde tutmak.
Nitekim Şia fırkasının, Ebubekir, Ömer ve Osman (Radıyallahu Anhüm) hazarâtını sevmemeleri, Hazreti Muâviye ve onunla birlikte bulunan on bin sahabiyi kâfir saymaları ve onların dînî hükümlerle ilgili rivâyetlerini reddetmeleri, bu maddenin en güzel örneğidir.
Yine aynı fırkanın, çıplak ayağa meshetmeyi ve Mut’a nikâhını kabul etmeleri, Sahabenin nakil ve tatbiklerine itibâr etmeyip kendi yorumlarını onlara tercih etmelerinin göstergesidir.
6 – Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Selem)in Kavlî, Fiilî ve Takrîrî sünnetine karşı menfî (olumsuz) bir tavır takınmak.
Nitekim bazı kimselerin Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Selem)in emrettiği ve tatbik ettiği sakal ve sarık gibi önemli sünnetleri kabul etmedikleri ve daha nice sünnetleri hafife alıp reddettikleri görülmektedir.
7 – Kur’ân ve İslâm’ın temel prensipleriyle bağdaştığı halde kendi görüşleriyle bağdaştıramadıkları bazı hadîs-i şerifleri, mütevâtir olmadıkları gerekçesiyle reddetmek. Nitekim Şia mezhebi, Ebûbekir ile Ömer (Radıyallahu Anhüma) nın fazileti hakkında birçok hadîs-i şerifleri inkâr etmektedirler.
8 – Kendi mezhep anlayışlarını desteklemek amacıyla hadis uydurmak veya bu tür hadisleri rivayet etmek.
Meselâ Şia mezhebi, halifeliğin Ebûbekir (Radıyallahu Anh)dan evvel Hazreti Ali’ye ait olduğu hususunda birçok hadis uydurmuşlardır.
Nitekim Aliyyül-Kârî (Rahimehullah), Şia’nın, Ehl-i Beytin fazileti hakkında üç yüz bin hadis uydurduklarını nakletmiştir. (El-esrârü’l-Merfûa, Sh. 454)
9 – Ashâb-ı Kiram’dan itibaren oluşan Cumhûr-u Müslim’ın (çoğunluğun) din anlayışından kopup ayrılmak, azınlık hâlet-i rûhiyesi içerisinde karşı grupları küfür (kâfirlik) le itham etmek (suçlamak).
Nitekim günümüzdeki Vehhâbî fırkası, Matürîdî ve Eş’arî gibi Ehl-i Sünnet’in temsilcilerini ve mensuplarını kâfir sayarak bu vartaya (uçuruma) düşmüşlerdir.
10 – Dinin temel hükümlerini, âyet ve hadislerin rûhundan ve Cumhûr Ulemâ’nın görüşlerinden koparak, sürekli tartışmaya açık tutmak.
Son zamanlarda, ehli sünnet dışı görüşlerin temsilciliğine soyunmuş bir takım kimseler, Vakfe’nin arefe günü olması gerektiği ile ilgili sağlam hadis-i şerifler ve Cumhûr’un ittifakı varken, Vakfe’nin hac aylarının herhangi bir gününde yapılabileceğini söyleyecek kadar ile gitmişlerdir.

Ehl-i Bid’at’ın îtikad yönünden hükmü nedir?
Zarûrât-ı Dîniye’yi (dinde kesin sabit olan hükümleri) kabul etmekle birlikte, bunların herhangi birini ortadan kaldırma sonucunu doğurmayan yorumları benimseyenler, küfre nisbet edilemez (kâfir sayılamaz). Sadece İslâm’ın dosdoğru yolundan sapmış “Fırka-i Dâlle” olarak isimlendirilirler. (Şehristânî, El-Milel Ven-Nihal: 1/203)
Burayı şöyle bir misalle açıklayalım: Şia mezhebinden, Ebû Bekir Sıddîk (Radıyallahu Anh)ın sahâbe olduğunu inkâr edenler veya Hazreti Âîşe (Radıyallahu Anha)ya iftira edenler kâfir olurlar.
Zira Hazreti Sıddîk’ın sahâbeliği ve Âîşe anamızın beraati (zinadan uzaklığı) Kur’ân-ı Kerim ile sabittir.
Fakat bu kesin hükümleri kabul edipte, Hazreti Ali’nin diğer halifelerden üstün olduğunu iddia edenler ve onları sevmeyenler kâfir sayılmasalar da, Ehli Sünnet dışı fırkadan olduklarına hiç şüphe yoktur.

 

 

Copyright © Arifan Dergisi Tüm hakları saklıdır.

Yayınlanma:: 2008-08-29 (117 okuma)

[ Geri D

Published in: on Şubat 12, 2009 at 9:02 pm  Yorum Yapın  

The URI to TrackBack this entry is: https://hayreddin.wordpress.com/2009/02/12/iman-esaslari-subat-2008/trackback/

RSS feed for comments on this post.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: