Peygamberimiz (Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem)’in Şemâili ve Yüksek Ahlâkı

Peygamberimiz (Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem)’in Şemâili ve Yüksek Ahlâkı

Onu dünya gözüyle görmek şerefine eren, O’nun güzel ahlâkına bizzat şâhid olan bahtiyar insanlara sahâbî denir. Biz Resûlüllah’ı dünya gözüyle görme şerefine eremedik. Ama şekli şemâili, ahlâkı kitaplarda var. O’nun mübârek şemâilini okuyarak bir nebze de olsa tesellî bulmaya çalışalım.

Mevlid Kandili, sevgili Peygamberimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Efendimiz Hazretleri’nin doğum günü. Doğumları, Mîladî takvime göre 20 Nisan’a denk geliyor. 20 Nisan baz alınarak son senelerde “Kutlu Doğum Haftası” adıyla memleketimizde Peygamberimiz’den bahsedilmesi güzel. Çünkü bu vesileyle konferanslar tertip edilmekte, buralarda yapılan konuşmalarda Peygamberimiz’in üstünlükleri anlatılmakta, böylece bilenler bildiklerini hatırlamakta, bilgileri tazelenmekte, bilmeyenler ise Peygamberimiz hakkında yeni bilgiler edinmektedirler. Yeter ki verilen bilgiler doğru olsun… O öyle bir makama sahip ki, îmanı/inancı ifade eden kelime-i şehâdet ve kelime-i tevhid, O’nun ismi anılmadan söylenmiş olmuyor. Günde beş defa okunan ezanda Rabbimizin ismiyle beraber O’nun ismi de Allah’ın resûlü olarak bütün dünyaya durmadan ilan ediliyor. Kıyâmete kadar da edilecek.
Hazreti Allah, Âl-i İmran sûresi 31. âyette O’na hitâben “De ki, eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah sizi sevsin” buyurarak, kendi sevgisini, bu sevginin âhiretteki mekânı olan cennete girmeyi Peygamberimiz’e uyma şartına bağladı.
Rabbimiz, Enbiyâ sûresi 107. âyette Peygamberimiz hakkında “Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik” buyurarak O’nun hakkında en büyük övgüyü yaptığı için Peygamberimiz’in başka hiç bir övgüye ihtiyacı yok. Zaten, Allah’ın son peygamberi olan Sevgili Peygamber’imizi ne lâyıkıyla anlatmak mümkün, ne de onun üstünlükleri anlatmakla biter. Şu kadar var ki, O’nu anlatanlar O’ndan bahsetmekle kendi sözlerini onun güzel isimleriyle süslemiş olurlar. Yani O’ndan övgüyle bahseden kendi yararına bahsetmiş olmaktadır.
O, insan ve cinlerin tamamına peygamber olarak gönderildi. O Peygamberlik makamının mührüdür. O’ndan sonra peygamber gelmeyecek. O’nun peygamberliği kıyâmete kadar devam edecek. O’nun şeriatının bu âlemdeki hükmü sona erince, kâinatın ömrü de sona erecek ve kıyâmet kopacak…
Onu dünya gözüyle görmek şerefine eren, O’nun güzel ahlâkına bizzat şâhid olan bahtiyar insanlara sahâbî deniliyor. Sahâbî olmayan hiç bir Müslüman sahâbîlerin derecesine erişemiyor. Çünkü O sevgili Resûl’ün dünya gözüyle tek bir bakışı, sahâbîleri derecelerin en üstününe ulaştırdı. Biz Hazreti Resûlüllah’ı dünya gözüyle görme şerefine eremedik. Ama şekli şemâili, ahlâkı kitaplarda var. Öyleyse gelin biz de O’nun kitaplarda anlatılan mübârek şemâilini okuyarak tesellî bulmaya çalışalım.
* Resûl-i Ekrem Efendimiz Hazretleri, hem yaratılışça hem ahlâkça insanların en mükemmeliydi. Zaten bütün peygamberlerin uzuvları tam ve hepsi de güzel yüzlü olup, sevgili Peygamberimiz ise en güzeliydi.
Hazreti Âişe Vâlide-miz, “Yusuf’u gören kadınlar parmaklarını doğradılar. Resûlüllah’ın karşısında ise insanın kalbi parçalanırdı” buyurmuştur.
* Mübârek vücudu güzel, bütün âzâları tam, boy ve bedeni uygundu. Alnı, göğsü, iki omuzlarının arası ve avuçları geniş, boynu uzun ve tam normal ölçüde, gümüş gibi temiz, omuzları, pazuları ve baldırları iri ve kalındı.
* Bilekleri ve parmakları uzun, elleri ve parmakları kalınca idi.
* Mübârek karnı göğsüyle aynı hizada olup şişman değildi. Ayaklarının altı çukur olup düztaban değildi.
* Uzuna yakın orta boylu, iri kemikli, iri gövdeli, güçlü kuvvetliydi.
* Ne zayıf ne şişmandı. İkisinin arası ve sıkı etliydi.
* Mübârek vücudu ipekten yumuşaktı. Sırtında iki küreği arasında, tam kalbinin hizasında büyükçe bir ben şeklinde peygamberlik mührü vardı. Bu, eski kitaplarda da bildirilmişti. Nitekim Mekke’de bir yahudi varmış. Peygamberimiz’in doğduğu geceden sonraki gün Peygamberimiz’in kabilesi olan Kureyşlilerin toplandıkları yere gelip “Bu gece aranızda bir oğlan doğdu mu?” diye sormuş. “Evet, Abdülmuttalib’in oğlu Abdullah’ın bir oğlu oldu” demişler. Yahudi, “İşte peygamberlerin sonuncusu odur. Sırtında da alâmeti vardır” demiş. Hep beraber gidip bakmışlar ki Peygamberimiz’in sırtında yahudinin söylediği nişan var…
* Son derece güzel görünüşlü, büyükçe başlı, hilal kaşlı, çekme burunlu, burnunun ortası yüksekçe, az değirmi çehreliydi. Şişman yüzlü ve yumru yanaklı değildi.
* Kirpikleri uzun, gözleri kara, güzel ve büyükçeydi.
* İki kaşının arası açık, fakat kaşları birbirine yakın idi. Çatık kaşlı değildi. İki kaşının arasında bir damar vardı ki, öfkelendiği zaman kabarırdı.
* En güzel bir renge sahipti. Ne kireç gibi ak, ne de karayağızdı. İkisinin ortası, gül tenli, kırmızıya meyilli ve beyaz, nûrânî ve berrak olup mübârek yüzünde nur parlardı. Gözlerinin akında az kırmızılık vardı.
* Dişleri inci gibi lâtif ve parlak olup, konuşurken ön dişlerinden adeta nur saçılır, gülümserken ağızları şimşek gibi ışık saçarak açılırdı.
* Öbür âleme göç ettiklerinde saç ve sakalı henüz yeni ağarmaya başlamıştı. Başında biraz, sakalında da yirmi kadar beyaz kıl bulunuyordu.
* Vücudu temiz, kokusu yumuşaktı. Koku sürünsün sürünmesin teni ve teri en güzel kokulardan daha güzel kokardı. Vücudu gül kokusu saçardı. Nitekim gül Peygamberimiz’in sembolü olarak kabul edilmiştir.
* Bir kimse kendisiyle el sıkışsa, o kişi bütün gün O’nun güzel ve hoş kokusunu hissederdi. Mübârek eliyle bir çocuğun başını okşasa, o çocukta güzel bir koku olurdu.
* Doğduğu zaman da tertemizdi. Sünnetli ve göbeği kesik olarak dünyaya gelmişti. Doğduğu Pazartesi gecesinden sonraki Pazartesi günü, sabahleyin bütün putlar bulundukları yerde yüzüstü düşmüş olarak bulundu. Görenler hayretler içinde kaldılar.
* Duyguları da çok kuvvetliydi. Pek uzaktan işitir, kimsenin göremeyeceği mesafeden görürdü. Gündüz yıldızları gördüğünü söylerdi. “Ben arkamı da, önümü gördüğüm gibi görüyorum” buyurmuştu.
* Her hareketi gayet normaldi. Bir yere giderken acele yürümez, sağa sola dönmez, son derece vakarla, yani ağırbaşlı olarak yoluna devam eder, fakat süratli ve kolaylıkla yürürdü. Normal yürür gibi görünür, fakat yanında gidenler süratle yürüdükleri halde ona yetişemezlerdi. Yer âdeta onun önünde dürülürdü.
* Güler yüzlü tatlı sözlüydü. Kimseye kötü söz söylemez, kötü muâmele etmezdi. Kimsenin sözünü kesmezdi. Gayet yumuşak huylu ve alçak gönüllüydü.
* Sert ve kaba değildi. Fakat heybetli ve vakarlıydı. Asla boş söz söylemezdi. “Kahkaha şeytandan, tebessüm Allah’tandır” buyurmuştur. Gülmesi tebessüm şeklindeydi.
* Kendisini ilk defa göreni bir heybet kaplardı. Onunla sohbet eden kimse ise cân-ı gönülden ona bağlanır ve severdi.
* İyi insanlara derecelerine göre hürmet gösterirdi. Kendi akrabasına da çok fazla ikramda bulunurdu. Fakat onları hiç bir zaman kendilerinden üstün olanların üzerinde tutmazdı.
* Hizmetçilerine gayet hoş muâmele ederdi. Kendisi ne yer ne giyerse, onlara da aynı şeyi yedirir aynı şeyleri giydirirdi.
* Cömert, kerem sahibi, şefkatli, merhametli, lütufkâr, yumuşak huylu, buna karşılık son derece cesurdu. Hazreti Ali Efendimiz, “Biz harplerde çok sıkıştığımız zaman Resûlüllah’a sığınırdık” buyurmuşlardır.
* Sözünde sâdıktı; verdiği sözde dururdu.
* Ahlâk güzelliği, akıl ve zekâ bakımından bütün insanlardan üstündü. Her türlü medhe lâyıktı.
* Yeyip içmede, giyinmede kâfi gelecek kadarıyla yetinir, fazlasından kaçınırdı. Bulduğunu yer, bulduğunu giyerdi. Tam doyuncaya kadar, karnı doluncaya kadar yemezdi.
* Üzerinde yatıp uyuduğu döşek, deriden yapılmış olup, içi hurma lifi ile doluydu.
* Kısa zamanda o kadar fetihlere mazhar olduğu ve gelirler çoğaldığı halde, dünya malına asla iltifat etmezdi. Ganimetlerden kendisine ait olan malların çoğunu muhtaç olanlara sadaka olarak verir, kendi geçimi için çok az bir şey ayırırdı.
* Ev halkının yediği, çoğunlukla arpa ekmeği yahut hurmaydı.
* Vefat ettiklerinde, sevgili zevcesi Hazreti Âişe (Radıyallâhü Anh)’ın odasında azıcık arpadan başka bir şey yoktu. Vefat ettiğinde zırhı bir yahudide rehin olarak bulunuyordu. Çünkü ev halkının nafakası için bir miktar arpa almış, karşılığında onu rehin olarak bırakmıştı.
* Kitap okumayıp yazı yazmadığı halde, halkın ve âlimlerin her türlü işlerine ait tedbirlerin en üstününü o söylerdi. Bu dahi Allah’ın onu nasıl ilimlerle süslediğini ve ne derece yüksek bir akıl ve zekâya sahip kıldığını göstermeye yeter.
* Câhillik karanlıklarında kalan Arap kabileleri arasında yetiştiği, Arap Yarımadası gibi ücrâ bir yerde zuhur ettiği ve okuyup yazma öğrenmediği, hiç tahsil görmediği halde kendisine inananları ilim ve irfan nuruyla nurlandırdığını bir insan düşünmüş olsa, sırf bu noktadan bile onun peygamberliğine tereddütsüz olarak îman etmesi gerekir… Yâ rabbi! Bize, O’na hakîkî bir ümmet olarak yaşayıp, son nefesimizi o şekilde vermeyi nasip eyle…

 

 

Copyright © Arifan Dergisi Tüm hakları saklıdır.

Yayınlanma:: 2008-05-01 (184 okuma)

[ Geri Dön ]

Published in: on Şubat 12, 2009 at 8:45 pm  Yorum Yapın  

The URI to TrackBack this entry is: https://hayreddin.wordpress.com/2009/02/12/peygamberimiz-sallallahu-aleyhi-ve-sellem%e2%80%99in-semaili-ve-yuksek-ahlaki/trackback/

RSS feed for comments on this post.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: