Obama NeoCon’ların rüyasını gerçekleştiriyor

ABD’nin dış politika uzmanı Glenn Greenwald, Obama’nın Neo-Con’ların rüyasını gerçekleştirdiğini yazdı. Greenwald, Obama’nın ajandasında George Bush’tan kalma, İslam dünyasında yedi ülkede rejim değiştirme planının durduğunu ve bu plana mevcut Amerikan yönetiminin de sadık kaldığını söyledi. Rejim değişikliği öngörülen İslam ülkeleri ise Irak, Suriye, Lübnan, Libya, Smali, Sudan ve İran. Bush yönetimi 5 yılda bu yedi ülkede yönetimleri yıkmayı hedefliyormuş ancak yarım kalan işi Obama tamamlıyor.

Emekli general Wesler Clark’ın yayınlanan hatıratlarında da aynı konunun işlendiğine değinen Greenwald, 11 Eylül saldırılarından hemen sonra Amerikan Savunma Bakanlığı, 7 islam ülkesinde 5 yıl içinde rejim değişikliğini öngören bir proje hazırladı. Greenwald, bu projenin basitçe mevcut yönetimlerin devrilerek yerlerine ABD ile daha uyumlu çalışacak yeni yönetimler getirmeyi hedeflediğini kaydetti. Buna göre, Cumhuriyetçi Neo-Conlardan kalan proje, Demokrat Parti’den seçilen ve daha ılımlı gösterilen Obama tarafından aynen devralındı ve uygulanmaya başlandı. Greenwald, “Neo-Conlar bile kendi projelerinin Obama tarafından hiçbir değişikliğe uğratılmadan harfiyen uygulanacağını beklemiyorlardı” dedi.

Arap Baharı olarak adlandırılan süreçte bu planın uygulandığına değinen Greenwald, hesapta olmayan ama daha sonra listeye eklenen ülkelerin olduğunu söyledi. Libya’da tamamen, Sudan’da kısmen bu projenin başarıya ulaştığına değinen Greenwald, Suriye’deki karışıklıkların da bu çerçevede algılanması gerektiğini ifade etti. İran ise Suriye’den sonraki hedef. Bu projenin ABD için hayati derecede önemli olduğunda ısrar eden Greenwald, küresel güç odaklarının Obama’dan oldukça memnun oldularını çünkü ılıman göründüğü halde kendi planlarına sadık bir başkanın onlar için daha iyi bir imaj olduğunu söyledi. 11 Eylül saldırı larından sonra ABD’nin Irak işgaline kimsenin inanmadığını ama sonuçta ortada kabul edilmiş projenin olduğunu ve dolayısıyla da ne kadar sürerse sürsün bu projenin uygulanmasına o zaman karar verildiğini belirten Greenwald, “Sorun sadece deokrasi ya da krallıkların gitmesi değil, bölgenin ABD ile daha uyumlu hale getirilmesidir” dedi.

İran şeytanlaştırılıyor mu?
Ortadoğu uzmanı Patrick Cockburn, UAEK raporuyla başlayan gerginliği tırmandırma politikasının Ortadoğu’ya yerleşmek isteyen Batılı devletlerin kasıtlı bir planı olduğunu, bunun da İran’ın adeta bir şeytanmış gibi lanse edilerek sağlanmaya çalışıldığını kaydetti. Benzer bir kampanyanın 2002’de Irak için Saddam Hüseyin üzerinden yürütüldğünü hatırlatan Cockburn, Böylece İran fobisinin yagınlaştırılarak Ortadoğu’daki ülkelerin teker teker Batılıların pençesine alındığnı söyledi.

İran’ı şeytanlaştırma politikasının ABD ve İsrail tarafından uygulamaya konulan bir dizi kararın merkez ayağını oluşturduğunu ifade eden Cockburn, “2002’de Irak için hiçbir fakı olmayan bir propaganda yürütülmüştü. Irak’ın kimyasal silahlara sahip olduğu ve bunun hem Batı’yı hem de bölgedeki ülkeleri ciddi bir biçimde tehdit ettiği ileri sürülmüş, gün be gün bir işgal girişimi hayata geçirilmişti. Şimdi İran’a karşı yürütülen propaganda, Irak’ta asla var olmadığı bilinen kimyasal silahlar üzerinden bir ülkenin işgal edilmesini fena halde çağrıştırıyor. Öyle bir korku sarmalı oluşturuluyor ki Ortadoğu’dakiş devletler birer birer İran’a karşı ABD’nin güvenlik şemsiyesi altına girmeye can atar hale geliyor” dedi.

Saddam hüseyin’in kimyasal silah kullanma eğliminde olduğunun varsayıldığını, dahası Batı’ya karşı terör gruplarını desteklediği iddiasnın öne sürldüğünü anımsatan Cockburn, “Ortadoğu’da ortaya çıkan her karışıklık İran’a yükleniyor. Bahreyn’deki gösterileirn bile İran eliyle gerçekleitiği söylendi. Oysa uluslararası bir komisyon daha bir hafta önce yaptığı inceleme sonucunda İran’ın Bahreyn’deki gösterilerle hiçbir ilişkisinin olamdığını ortaya koydu. Ama bu ABD ve İsrail için hiçbir anlam ifade etmiyor çünkü gerçeğin ne olduğu onların umurunda değil. Ortadoğu ülkeleri iran korkusuyla her yl yüz m,lyardan fazla silah alımı gerçekleştiriyor ve bu silahların tamamı ABD tarafından sağlanıyor. İran’ın şeytanlaştırılmasının silah satımıyla da doğrudan ilgisi var” şeklinde konuştu.

Suriye’de mezhep savaşlarının arkasında kim var?
Ortadoğu Uzmanı Emced Nasır, Suriye’de ayaklanma başladıktan sonra yürürlüğe konulan mezhep savaşları projesinin arkasında kimlerin olabileceğini yazdı. Nasır, “Suriye’de Beşşar Esed rejimine yönelik intifada başlamadan önce ülkede aleni olarak mezhepçilikten bahseden hiçbir hareket ya da gruptan söz etmek mümkün değildi. Ancak şimdi herkes Suriye’de kaçınılmaz bir biçimde büyük bir mezhep savaşının olacağını söylüyor” dedi.

Nasır, “Hiçbir zaman, hatta Müslüman Kardeşler gibi böylesine kutuplaştırıcı ve kolay bir malzemeyi kullanmaya yatkın hareketler tarafından dahi dile getirilip bir siyasi söyleme dönüştürülmemiştir. Bu mezhepçi tavrın siyasal bir söyleme dönüştürülmesi, ne rejimin muarızları ne de -doğal olarak- destekçileri tarafından kabul görmüş bir yaklaşım değil. Suriye’de hakim olan “alevi azınlık” üzerinde yoğunlaşan eserlerin tamamı yabancılar tarafından kaleme alınmış eserler. Suriye devletini yöneten son üç devlet başkanının (1966 inkılabının güçlü adamı Salah cedid, Hafız Esed ve Beşşar Esed’in) yanı sıra yönetimde etkin olan diğer başka şahsiyetlerin Alevi kökenli olmalarına rağmen Suriyeliler tarafından böyle bir eser yazıldığına dair bir bilgim yok” şeklinde konuştu.

Olası bir mezhep savaşında bedelin çok büyük olacağına değinen Nasır, “Başta Müslüman Kardeşler olmak üzere, Suriye’deki muhaliflerin bütün Suriyelileri ülkelerinin geleceği konusunda ikna etme ve herhangi bir belirsizliğe yol açmadan ya da hiçbir şekilde lafı gevelemeden, demokratik ve sivil bir programla kendisi için çalıştıkları Suriye’nin herkes için olduğunu ve bütün vatandaşları kapsadığını açıklamaları gerekir” dedi.

İnsanlık katili yakalansın
Uluslararası Af Örgütü, savaş suçlarından dolayı George Bush’un tutuklanmasını talep etti. Bir önceki ABD Başkanı olan George Bush, Afrika’da Etiyopya, Tnzanya ve Zambiya’yı ziyaret ederken Uluslararası Af Örgütü, bu ülkelerin hükümetlerine çağrıda bulunarak Bush’un tutuklanmasını ve insanlığa karşı suç işlemekten yargılanmasını istedi.

ABD Başkanı olarak Bush, 2009’da suda boğma yöntemleri ve mahkumu konuşturma tekniklerinin büyük bir kısmına onay vermişti. Uluslaraarası örgütler ise bu yöntemleri kesin bir biçimde işkence statüsüne koyuyor. Af Örgütü, “Bir savaş suçlusunun böyle bir güvenlik cennetinde yaşayamıyor olması gerekiyor ve Tanzanya, Zambiya ve Etiyopya hükümetleri insanlığa karşı suç işlemiş birini yakalama imkanına sahipler. Bunu yaparlarsa onurlu bir iş yapmış olurlar” açıklamasında bulundu.

Daha öncesinde de İsviçre’deki insan hakları örgütleri Bush’un insanlığa karşı suç işemekten dolayı tutuklanıp yargılanması gerektiği çağrısında bulunmuştu. ABD yetkilileri ise herhangi bir açıklamada bulunmadı.

ABD’nin yeni savaş alanı Miyanmar
ABD Dışişleri Bakanı Hilary Clinton, Miyanmar’a tarihi bir ziyarette bulunuyor. Son 50 yıldan beri Miyanmar’ı ziyaret eden ilk ABD dışişleri Bakanı olan Clinton, ülkede reformları yerinde görmek istediğini söyledi. Ancak, ABD’nin 50 yıl sonra ülkeye böylesine üst düzeyde bir isim göndermesi, ülkenin yeni bir Çin-ABD çekişmesinin yeni mekanı olacağı yorumlarına neden oluyor.

Myanmar’a gelmeden önce ziyareti ile ilgili gazetecilere açıklama yapan ABD Dışişleri Bakanı, ülkenin yeni yönetiminin politik ve ekonomik alanlardaki reformları hakkında gözlemlerde bulunacağını ifade etmişti. ABD, Myanmar’a sert yaptırımlar uygulamaya devam ediyor. Ama bu yıl yapılan bir dizi reform, ülkenin onyıllardır yaşadığı soyutlanmışlığa yakında son verilebileceği söylentileri doğurdu.

Bununla birlikte ABD yetkilileri, Clinton’ın gezisi sırasında uygulanan yaptırımların kaldırılmasıyla ilgili bir açıklama olmasının beklenmediğini vurguluyor. Gözlemciler, ABD’nin ülkedeki iplomatik temsilciliğini tam anlamıyla büyükelçiliğe dönüştürme gibi sembolik bir adım atabileceğini belirtiyor. Uzmanlar ise, ziyaretin ABD-Çin ilişkileri açısından önemine dikkat çekiyor. Cunta yönetimi sırasında batıdan neredeyse tamamen kopan ve insan hakları ihlalleri nedeniyle ağır yaptırımlar uygulanan Myanmar’da neredeyse tüm sektörlerde Çin hakimiyeti bulunuyor. Yeni ‘sivil’ yönetimin başa gelmesinden sonra, Çinli şirketlerin yapacağı dev bir baraj inşaatı projesinin iptal edilmesi, ve ABD’nin 50 yıl sonra ülkeye böylesine üst düzeyde bir isim göndermesi, ülkenin yeni bir Çin-ABD çekişmesinin yeni mekanı olacağı yorumlarına neden oluyor.

Yerel basın daha önce hükümetin yıl sonuna kadar devlete ait işletmelerin yüzde 90’ını özelleştirmeyi hedeflediğini iddia etmişti. Bir yandan bu şirketlerin hükümete yakın isimlere gideceği söylentileri yayılırken, bir yandan da, özellikle enerji alanındaki işletmelerde Pekin ile Washington’un gözü olduğu öne sürülüyor. Nitekim Clinton’un ziyareti sırasında gündeme gelen ve ABD’nin yardım taahhüdünde bulunduğu konulardan biri, Çinli şirketlere kapatılan büyük paraj projeleri ve yeni hidroelektrik santrallerinin inşası oldu.

ABD’nin Irak’taki son hamlesi
ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden Irak’ı ziyaret ederken Mukteda El-Sadr taraftarları Biden’in ziyaretini geniş katılımlı gösterilerle protesto etti. Financial Times ise çok sayıda ABD merkezli yatırımcı bankacının Irak’a ziyaretlerini sıklaştırdığını yazdı. ABD inşaat ve petrol şirketlerinin ise Irak’ı adeta avuçlarının içine aldığını belirten Financial Times, Biden’ın ziyaretinin ABD’nin Irak’ta kalıcı olmak için son bir hamlesi olduğunu yazdı.

Politika analisti Raed Jarrar da benzer bir yazı yazdı ve bu aşamadan sonra ABD’nin öncelikli hedefinin Irak’taki petrol ve inşaat şirketlerinin kalıcılığını sağlamak olduğunu, bunun için de ABD birliklerinin Irak’ta kalmaya devam etmesi için ABD’nin Irak üzerindeki baskısını iyice yoğunlaştırdığını söyledi. Biden’in ziyaretinin bir pazarlık amacı taşıdığını kaydeden Jarrar, “Yıl sonu itibariyle ABD bütün birliklerini yasal olarak ırak’tan çekmekle yükümlü. Ancak ABD’nin buna hiç niyeti yok. Iraklıların büyük bir kısmı Pentagon’jun ülkelerinde kalıcı olmak için yaptığı çalışmalardan dolayı kaygı duyuyor. ABD, Irak’tan çekileceğini açıklasa da en az 3-4 bin askerini güya Irak’ta eğitmen olarak tutacağını açıkladı. Bu eğitmenliğin sınırlarının neler olduğunu kimse bilmiyor ve anlaşılan o ki ABD bu askeri varlığıyla Irak’ta daha on yıllarca kalmanın fomrülünü bulmuş durumda” dedi.

Önümüzdeki birkaç gün içinde Irak parlamentosunda bir oylamanın yapılacağını belirten Jarrar, “Irak ABD’nin avuçları içinde. ABD’ye karşı bir kararın alınabileceğine pek ihtimal vermiyorum. Ancak Iraklıların egemenlik hakları öyle görünüyor ki daha uzun süre Iraklılara verilmeyecek. Irak daha onlarca yıl Batılı petrol ve inşaat şirketleirnce sömürülmeye devam edecek. ABD’nin Irak’ta kalmasını istediği 3-4 bin kişilik askeri birliklerinin Irak hükümetince kabul edilmesi ise Iraklılar nezdinde hükümetin meşruiyetini tamamen yitirmesi anlamına gelecektir” şeklind ekonuştu.

Her 10 çocukta biri 5 yaşından önce ölüyor
ABD’nin terörle savaş bahanesiyle işgal ettiği Afganistan, adeta bir çocuk mezarlığı. Afganistan’da her 10 çocuktan biri savaşa bağlı nedenlerden dolayı daha 5 yaşına girmeden ölüyor. Afganistan Sağlık Bakanlığı, ülkedeki ölüm oranları ve nedenleri ile ilgili yayınladığı raporda, çocuk ölümlerinin en yoğun yaşandığı ülkelerin başında Afganistan’ın geldiğini, bunun da bir türlü bitmeyen savaştan kaynaklandığını söyledi.

ABD’nin terörle savaş bahanesiyle işgal ettiği Afganistan, adeta bir çocuk mezarlığı. Savaş veya savaşa bağlı nedenlerden dolayı Afganistan’da her 10 çocuktan biri daha 5 yaşına girmeden ölüyor. Öyleki, Taliban askerleirnin su yollarına ulaşımını engellemek için suların ABD öncülüğündeki NATO birliklerince kirletildiği ve bu nedenle özellikle de kırsal kesimlerde yaşayan insanların temiz suya ulaşmalarının neredeyse imkansız olduğu belirtiliyor. Kirli ve hastalık bulaştırılmış sulardan beslenen çocuklar ise henüz bağışıklık sistemleri gelimediği için en çok etkilenenler oluyor.

Afgan nüfusunun yarısı ise 15 yaş altı. 15 yaş üstü erkek ölümlerinin ise beşte biri yaralanmadan kaynaklanıyor. Her beş erkekten biri doğrudan savaş kurbanı. NATO askerleirnin kullandığı aşırı şiddet ve sivil savaşçı ayrımı yapmaksızın keyfi bombalamaları 15 yaş üstü erkeklerin ölüm nedenlerinin başında geliyor. Dünyanın gözleri önünde afganistan’da yürütülen kirli savaşa Afganlar her gün canlarını sunmak zorunda kalıyorlar.

Published in: Genel on Haziran 7, 2012 at 8:44 pm  Yorum Yapın  

The URI to TrackBack this entry is: https://hayreddin.wordpress.com/2012/06/07/obama-neoconlarin-ruyasini-gerceklestiriyor-2/trackback/

RSS feed for comments on this post.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: